Baharın bu yıl gelmeyeceği söylentileri var. Havalarda son yıllarda pek görülmedik bir tuhaflık. Bir gün bakıyorsun günlük güneşlik, öbür gün bakıyorsun kıştan kalma. Öte yandan hemen her gün yağmur, bazen on beş dakika, bazen iki saat. Karadeniz'e döndü buralar, diyenlerin sayısı az değil. Bugün epey soğuktu. Gördüğüm herkes üşüyordu. Şu an hem soğuk hem de dışarıda sağanak yağıyor. Hazirana bir hafta kaldığı ancak bilimsel olarak ispatlanabilir. Sahiden de bahar gelmeyecek gibi.
Eğer bahar gelmezse yaz da gelmeyecek demektir, zira ilkokul duvarlarındaki mevsim şeritleri yazın hep baharın ardından geldiğini söylerler. Mustafa bugün yakınıyordu: Şunun şurasında güze ne kaldı? Doğru. Doğru olmasına doğru da bizim memleketin yazı –mesela Antalya'yla karşılaştırdıkta– zaten bir ay, hadi baharına da bir de, kaldı geriye on ay. Bunun tertemiz dört ayı kış. Hem de gönlünce kış. Kalan altı ayınsa bir kısmı güz, bir kısmının ne olduğunuysa kimse bilmez etmez.
Keşke Avustralya ya da Yeni Zelanda'da bir evim olsaydı. Eh, oralar uzak diyarlar tabii, olmuşken bir de uçağım olsaydı, buralara güz geldi mi atlardım, ver elini yazlığım. Hayal kurmak bedava. Dilin kemiği yok, demişler ama asıl beynin kemiği yok. Bereket versin, bu hayal kurma denen şey var, yoksa nice olurdu halimiz?
23 Mayıs 2017
22 Mayıs 2017
La Soledad
“Solitude is fine but you need someone to tell that solitude is fine.”
―Balzac
Sabah evden çıktığımda bir saattir yağan sağanak yağmur dinmeye yüz tutuyordu. Evde iki şemsiye vardı, ikisi de bozuktu. (Çoğunlukla düz bir mantıkla düşündüğümüzden ötürü iki yarımın hep bir tam ettiği yanılgısı içindeyizdir. Halbuki öyle olmadığını bugün bu şemsiyeler sayesinde bir kez daha anımsamış oldum. İki değil, on iki bozuk şemsiyen de olsa seni bir sağanaktan korumaya yetmeyeceklerdir, yani bir tamın gördüğü işi göremeyeceklerdir.) Neyse ki gideceğim yere varıncaya kadar yağmur gevşek davrandı da ıslanmaktan kurtuldum. Sonrasında da zaten tamamen durdu. Öğlene doğru ısınmaya başlayan hava öğleden sonra iyicene belirginleşti. Güneşlendik biraz. Kemiklerimiz ısınsın, sözleri duyuldu bir iki. Her zamanki gibi çabucak akşam oldu. Mustafa geldi. Az sonra çıktık. Ancak o zaman yağmurun tekrar başladığının ayırdına vardım. Çoğu kez olduğu gibi sokağın başında beni bırakıp gitti Mustafa. Sokağımızın ıslaklığında yürürken sabahki gidişimle şu anki dönüşüm olabildiğince ilginç geldi bana. Yağmuru sevdim. Bizim sokağımızı en çok bahar mevsiminde sevdiğimi anladım.
4 Mayıs 2014
6 Mart 2013
Sığırcık
Dün sınıfta pencerenin yanındaki masada oturmuşken, baktım dışarıdan bir kuş gelip pencereye kondu. Bir sığırcık. Ürkek bakışlarla camın ardını, içeriyi süzdü. Yiyecek arıyor gibiydi. Bir önceki gün güpgüneşli bir bahar havası varken, dün oldukça soğuktu, üstelik de kar yağıyordu. Gagasında buz vardı kuşcağızın. Herhalde karın içinden bir şeyler yemeye çalışırken gagasına bulaşan kar donuvermişti. Fotoğrafını çekmek istedim, fotoğraf makinesi yanımda değildi. Biz insanlar da ne garip şeyleriz böyle. Bazen kendimi ayıplıyorum da. Hayvancık açken, en azından ben öyle olduğunu düşünüyorken, fotoğrafını çekmek de pek insanca bir davranış değil doğrusu. İyi ki makinem yanımda değil, dedim sonra.
Doğanın bazı gelenekleri vardır. Bizim aklımızın almakta zorlanacağı türden gelenekler. Bir kere bunlar hiç mi hiç şaşmıyor. Binlerce yıl durmadan, değişmeden sürüyor. Biz insanlar, özellikle de bugün artık işi iyice zıvanadan çıkarmış, on yılda bir bile gelenek-görenek değiştirirken, doğa kendi kanununu binlerce yıldır sürdürüyor. İşte bu göçmen sığırcık kuşları. Kendimi bildim bileli aynı vakitte geliyorlar memlekete. Kaldı ki, benim daha yaşım ne başım ne, babamdan dinlerdim çocukken, o da kendini bildi bileli böyleymiş. Bu yıl geçen yıla göre hava sıcak, soğuk; dinlemiyor doğa, kendi kuralından, yasasından vazgeçmiyor.
Sözü dolandırmayayım, pencerede sığırcığı görünce içimi bir sevinç kapladı. Dışarıdaki, neredeyse fırtınaya çevirecek havanın korkutmasına aldırmamamızı, baharın kapıda olduğunu müjdelemeye gelmişti. Ben çocukken de kış boyunca evde iyice sıkılır, bahar gelince inanılmaz denli mutlu olurdum. Her baharı bize haber vermeye gelen de işte bu sığırcık kuşları olurdu. Çünkü her zaman ilk onlar gelir. Hayal meyal hatırlıyorum, en çok üç yaşında olmalıyım, annem beni kucağında pencereye götürüp dışarıdaki elektrik tellerine konan sığırcıkları göstermiş ve bahar geldi, demişti.
Bugün de bahar geldi. Nice baharlara...
Doğanın bazı gelenekleri vardır. Bizim aklımızın almakta zorlanacağı türden gelenekler. Bir kere bunlar hiç mi hiç şaşmıyor. Binlerce yıl durmadan, değişmeden sürüyor. Biz insanlar, özellikle de bugün artık işi iyice zıvanadan çıkarmış, on yılda bir bile gelenek-görenek değiştirirken, doğa kendi kanununu binlerce yıldır sürdürüyor. İşte bu göçmen sığırcık kuşları. Kendimi bildim bileli aynı vakitte geliyorlar memlekete. Kaldı ki, benim daha yaşım ne başım ne, babamdan dinlerdim çocukken, o da kendini bildi bileli böyleymiş. Bu yıl geçen yıla göre hava sıcak, soğuk; dinlemiyor doğa, kendi kuralından, yasasından vazgeçmiyor.
Sözü dolandırmayayım, pencerede sığırcığı görünce içimi bir sevinç kapladı. Dışarıdaki, neredeyse fırtınaya çevirecek havanın korkutmasına aldırmamamızı, baharın kapıda olduğunu müjdelemeye gelmişti. Ben çocukken de kış boyunca evde iyice sıkılır, bahar gelince inanılmaz denli mutlu olurdum. Her baharı bize haber vermeye gelen de işte bu sığırcık kuşları olurdu. Çünkü her zaman ilk onlar gelir. Hayal meyal hatırlıyorum, en çok üç yaşında olmalıyım, annem beni kucağında pencereye götürüp dışarıdaki elektrik tellerine konan sığırcıkları göstermiş ve bahar geldi, demişti.
Bugün de bahar geldi. Nice baharlara...
13 Nisan 2012
Bahar
Evvel Bahar Olmayınca
Evvel bahar olmayınca
Kızıl gül açılmaz imiş
Kızıl gül açılmayınca
Bülbül zârı kılmaz imiş
Bülbül hevestir ötmeğe
Güle sarmaşıp yatmağa
Bağban kasdeyler satmağa
Gül kadrini bilmez imiş
Bre bağban satma gülü
Haramdır akçesi pulu
İnletme âşık bülbülü
Gözü yaşı dinmez imiş
Yılda bir kez hayvanlara
Aş yeli eser bunlara
Kimi âdem hayvan olur
Hayvan âşık olmaz imiş
Âşık olamayan âdem
Benzerimiş bir ağaca
Ağaç yemiş vermeyince
Budağı ezilmez imiş
Yunus Emre'm hey biçare
Yârdan ayrıldın âvare
Yârdan ayrılmayınca dost
Yâr kadrini bilmez imiş
Yunus Emre
Evvel bahar olmayınca
Kızıl gül açılmaz imiş
Kızıl gül açılmayınca
Bülbül zârı kılmaz imiş
Bülbül hevestir ötmeğe
Güle sarmaşıp yatmağa
Bağban kasdeyler satmağa
Gül kadrini bilmez imiş
Bre bağban satma gülü
Haramdır akçesi pulu
İnletme âşık bülbülü
Gözü yaşı dinmez imiş
Yılda bir kez hayvanlara
Aş yeli eser bunlara
Kimi âdem hayvan olur
Hayvan âşık olmaz imiş
Âşık olamayan âdem
Benzerimiş bir ağaca
Ağaç yemiş vermeyince
Budağı ezilmez imiş
Yunus Emre'm hey biçare
Yârdan ayrıldın âvare
Yârdan ayrılmayınca dost
Yâr kadrini bilmez imiş
Yunus Emre
![]() |
| © Copyright |
29 Nisan 2010
Yağmurlu günlerde seviş benimle...
Geldi bahar ayları... İnsanın yazası da pek yok doğrusu. Bu aralar blogu biraz boşlamış olmam bundan gayrı.
Bahar yorgunluğu falan diyorlar ya... Sahiden de rehavet çökertiyor insanın üstüne bu bahar. Ee, kolay mı ölüyken dirilmek. Tabiat ana capcansızken birden diriliveriyor, yepyeni bir hayata başlıyor.
Cemreler düşeli çok oldu. Havaya, suya, toprağa... Galiba bir tanesi de üzerimize olduğu gibi çöküveriyor. Yorgunluğumuz, boşvermişliğimiz bu yüzden...
Keşke birkaç tane daha cemre olsaydı da biri akıllara, biri gönüllere biri bilmem nerelere düşseydi...
Yağmurlar da olanca hızıyla devam ediyor. Bahar yağmursuz olur mu gari... Yollardaki çamur seline rağmen yağmur yine de güzel. Yine içten, yine o sıcak bahar yağmuru...
Ne çekiyor insanın canı biliyor musunuz? Şöyle her tarafı gören bir penceren olacak, oturacaksın önüne saatlerce yağmuru seyredeceksin. Toprakla beraber zihnini de bir güzel yıkayacak. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Bahar sarhoşluğu mu dersin adına artık, yağmur sarhoşluğumu... Gündelik yaşamın cartı curtuymuş, gündemde bilmem ne varmış, Anayasaymış, babayasaymış hikaye. Vallaha hikaye...
Bu sıralar dönüp dönüp Yeni Türkü'nün o enfes Bahar Şarkısı'nı dinliyorum. Baharın tadını çıkarmak için birebir. Bahar çiçeklerini koklamak gibi bir etki yapıyor...
Yağmurlu günlerde seviş benimle,
Kuşlar çinko damı gagalarken,
Teninin kokusunu değiştiren yağmurlardan...
İyi baharlar...
Bahar yorgunluğu falan diyorlar ya... Sahiden de rehavet çökertiyor insanın üstüne bu bahar. Ee, kolay mı ölüyken dirilmek. Tabiat ana capcansızken birden diriliveriyor, yepyeni bir hayata başlıyor.
Cemreler düşeli çok oldu. Havaya, suya, toprağa... Galiba bir tanesi de üzerimize olduğu gibi çöküveriyor. Yorgunluğumuz, boşvermişliğimiz bu yüzden...
Keşke birkaç tane daha cemre olsaydı da biri akıllara, biri gönüllere biri bilmem nerelere düşseydi...
Yağmurlar da olanca hızıyla devam ediyor. Bahar yağmursuz olur mu gari... Yollardaki çamur seline rağmen yağmur yine de güzel. Yine içten, yine o sıcak bahar yağmuru...
Ne çekiyor insanın canı biliyor musunuz? Şöyle her tarafı gören bir penceren olacak, oturacaksın önüne saatlerce yağmuru seyredeceksin. Toprakla beraber zihnini de bir güzel yıkayacak. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Bahar sarhoşluğu mu dersin adına artık, yağmur sarhoşluğumu... Gündelik yaşamın cartı curtuymuş, gündemde bilmem ne varmış, Anayasaymış, babayasaymış hikaye. Vallaha hikaye...
Bu sıralar dönüp dönüp Yeni Türkü'nün o enfes Bahar Şarkısı'nı dinliyorum. Baharın tadını çıkarmak için birebir. Bahar çiçeklerini koklamak gibi bir etki yapıyor...
Yağmurlu günlerde seviş benimle,
Kuşlar çinko damı gagalarken,
Teninin kokusunu değiştiren yağmurlardan...
İyi baharlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


