17 Temmuz 2015

Roma'da bayram

Bu bayramı Roma'da geçireyim dedim. İyi ki de demişim...

Dün ikindi üzeri Roma uçağına binmek üzere Saliha Gökşen Havalimanı'na gittim. Gider gitmez arkadaşım Zekeriya Özpekmez'le karşılaştım. Selam kelamdan sonra, hayırdır, nereye gidiyorsun, diye sordu, Roma'ya gidiyorum dedim. Hadi ya, dedi, tesadüfün de bu kadarı, ben de Roma'ya gidiyorum, benimle gelsene. Kabul ettim. Zekeriya'nın özel uçağına atlayıp Roma'ya geldim. Geleceğimi önceden yakın arkadaşım Alfredo Rossi'ye bildirmiştim. Beni havalimanında bekliyordu. Bayram ağzı Roma caddelerinde inanılmaz bir trafik kalabalığı olduğu için sağ olsun beni büyükbabasının helikopteriyle almayı akıl etmiş. Zekeriya'yla bayramlaşıp vedalaştıktan sonra helikoptere atlayıp kalacağım Büyük Roma Oteli'ne geldik. Alfredo beni bırakıp sonra buluşmak üzere eve döndü. Ben de biraz dinlendim. 

Akşam Roma sokaklarında bir-iki saat dolaştık. İğne atsan yere düşmez, o kadar kalabalık. Sokaklarda bayram alışverişi hiç hız kesmiyor. Roma çarşısı karnaval alanına dönmüş. Kafelerde oturacak yer bulamıyorsun. Bundan ötürü otele erken döndüm. Alfredo da evine gitti.

Sabah erken bir vakitte telefonun çaldığını sanarak uyandım. Meğer çalan kapıymış. Kalkıp açtım, gelen Alfredo'ydu. Gelmiyor musun, diye sordu bana. Nereye, diye yanıtladım biraz şaşkınlıkla. Nereye olacak, dedi, bayram namazına. Aslında niyetim biraz daha yatmaktı, zaten Alfredo gelmese iki saat sonra uyanacaktım. Ama artık yapacak bir şey yoktu. Mecbur, hazırlandım çıktık.

Alfredo'yla Roma Ulu Camii'ne gittik. İmam Libya asıllı. Arkadaşımın dediğine göre Roma'nın en âlim imamıymış. Çok derin adammış. Vaazını çok beğendim. Apayrı bir yöntemi var bu imamın, vaazlarını şiirsel olarak veriyor. Yani, bildiğin şiir okuyor adam. Dediklerine göre bu şekilde daha etkileyici oluyormuş. Bayram namazı kılmayalı yedi-sekiz yıl olmuştu. İyi oldu gittiğimiz.

Namazdan sonra Roma Ulu Camii'nin avlusunda bayramlaşma vardı. O kadar çok tanıdığa rastladım ki az daha kendimi memlekette sanacaktım. Fakat iki arkadaşımı görmek benim için tam anlamıyla sürpriz oldu. Alfredo'yla caminin avlusundan ayrılmak üzereyken bir de baktım arkadaşlarım Doktor Mustafa ile Müdür Yusuf da oradalar. Yanlarına gittik. Onlar da beni gördüklerine çok şaşırdılar. Meğer onlar da tıpkı benim gibi düşünmüş, bir değişiklik olsun diyerek bu bayramı Roma'da geçirmeye karar vermişler. Birbirimizi bulunca hep beraber dolaşmaya karar verdik. Birkaç saattir Alfredo bize Roma'nın kimsenin pek bilmediği sokaklarını gezdiriyor. Yarım saat önce geçtiğimiz bir sokakta Alfredo'nun yaşlı teyzesi Giuseppina da oturuyormuş. Bir görünelim dedi, kapıda ayak üstü bayramını kutladık. Giuseppina Teyze bize Sardinya şekeriyle kendi eliyle yaptığı lokumlardan ikram etti, bir de kolonya tuttu. Çok cana yakın bir kadın. 

Şimdi hâlâ geziyoruz. Alfredo Roma'yı avucunun içi gibi biliyor. Buraya gelen turistler genellikle Aşk Çeşmesi'ne, Kolezyum'a falan giderler, fakat bu kadim kent baştan başa tarih kokuyor, bugün yepyeni yerler keşfediyoruz burada. Ee, insanın Romalı arkadaşı olması başka tabii. 

İyi bayramlar...

1 Ağustos 2014

Yolda

Bayramın birinci gününü dün anlattım. Çay içip durdum boyuna. Geceyi amcamlarda geçirdiğimi de söylemiştim. Ertesi gün ev halkı benden önce uyanmıştı doğal olarak. Bir ara gözümü açtım, dışarıda oynayan çocuk sesleri geliyordu. Yeniden uyuya kalmışım. Gene de saat on sularında uyandım, misafirdim neticede, kendi evimde olsam daha çok uyurdum kuşkusuz. Uykucu biri değilim, altı-yedi saatten fazla uyumam, gelgelelim geceleri uyuyamayınca gündüze kalıyor uyku. Geçelim...

Amcamın oğluyla kahvaltı ettikten sonra dışarı çıkıp bahçede biraz fotoğraf çektim. Ne ki makinemin bozulduğunu geçen gün söylemiştim, adamakıllı bir şeyler çıkmadı ortaya. Ben bahçedeyken yakın arkadaşım Y. aradı. Hazırlan, Tatvan'a gidiyoruz, dedi. Hayırdır, diye sordum. Bizim bir çocukluk arkadaşı, Y.'nin de akrabası oluyor, Tatvan'da askerlik yapıyor, bayram iznine gelmiş, onu bırakmaya gideceklermiş, o arada da bir tur atalım diyor. Önce hiç gidesim yoktu, sonra kararımı değiştirdim, bir hava almış olurdum. 

Kalkıp eve geldim ilkin. Biraz oturdum. Misafir filan da vardı. Karnım çok aç değildi ama yolda acıkma ihtimaline karşı mutfakta ayaküstü bir şeyler yedim. Öğleden sonra iki buçukta beni evden aldılar. Askerle birlikte beş kişiyiz. Hepsi çocukluk arkadaşım sayılır. Benim dışımdakiler akraba, birbirlerinin amca çocukları. Asker olan arkadaş da askerliğini erteledi durdu, ta ki evlenip iki çocuk sahibi oluncaya dek. Bu yaşta askerlik de zor olmalı.

Yola çıktık. Van Gölü'nün çevresindeki yol tek kelimeyle enfestir, her zaman söylerim. Başka yerlerde belki şehirler daha güzeldir, ancak bizim burada şehirlerin dışına çıktın mı güzellikleri görmeye başlarsın. Erciş'ten çıkılır çıkılmaz Süphan Dağı insana sıcak bir selam verir ve o yoldan çıkılmadığı sürece de asla yanından ayrılmaz. Ona bir de kimi sararmaya başlamış, kimi de biçilmiş buğday tarlalarını ekleyin, yanına bir de denizin farklı tonlarda maviliklerini koyun.
Elbette bir de kıyıya serpilmiş Van Gölü'nün yemyeşil çocukları, yani şehirler: Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Tatvan, Gevaş, Edremit, Van. 

Yol boyunca konuşup durduk. Üçümüz askerlik yapmışız, biri henüz yapmamış, biri de zaten asker. Böyle olunca konuşmanın ana ekseni de askerlik anıları oluyor. Şunu şöyle yaptım, bunu böyle ettim...

Tatvan'a vardık. Askeriye şehrin girişinde. Vedalaşıp arkadaşı bıraktık. Nizamiye kapısına gitti. Dönüp bize baktığında içinin nasıl yandığı bakışlarından belli oluyordu. Bizse çarşıya gittik. Sahilde bir kafede oturup çay içtik, okey oynadık. Ardından kalkıp biraz daha dolaştıktan sonra tekrar bindik ve düştük yola. Akşam olmak üzereydi zaten. Vakit olsa Nemrut'a da giderdik. Gelişte deniz solumuzda, bu kez de sağımızdaydı. Süphan ise kıvrılan yollardan ötürü kâh önümüze, kâh sağımıza, kâh solumuza düşüyordu.

Erciş'e varınca ekipteki arkadaşlardan biri bizi yemeğe davet etti. Gittik evine. Yemekten sonra sohbet ettik, gece yarısına yakın kalktık. O arkadaşın şirin mi şirin üç kızı var. Onlara gofret filan almıştım. Meğer biz evden ayrıldıktan sonra babasına, "Baba, kurt amca bana gofret verdi," demiş biri. Babası önce anlamamış, bir çizgi filmden falan söz ediyor sanmış, ancak sonra kafasına tak etmiş, ben bir ay kadardır sakal uzattığım için kız bana kurt amca demiş, ertesi gün bunu bana anlatınca çok güldüm.

31 Temmuz 2014

Beni bayramdan bayrama...

Bayramın birinci günü sabah kalkıp saate baktığımda sekizi gösteriyordu. Yanlış anlamayın, tuvalete gitmek için kalkmıştım, çünkü uykuya daldığımda hava ışımak üzereydi, böylece yatalı henüz dört saat bile olmamıştı. Salondan geçince ben hariç herkesin kahvaltı sofrasında oturduğunu gördüm. Sofrayı uykulu gözlerle şöyle bir selamlayarak lavaboya gittim. Odaya döndüğümde kendimi yatağa bırakışımdan başka bir şey hatırlamıyorum.

Saat on birde ablam gelip misafirlerin beni beklediğini söylemese kaçta uyanırdım hiç kestiremiyorum. Kalkıp giyindim, misafir odasına geçtim. Dayım Mehmet, kuzenlerim Burhan ve Zafer oturuyorlardı. Kendileriyle ve ev halkıyla bayramlaştıktan sonra kahvaltı edip onlara katıldım. Önce komşumuz olan büyük teyzeme gittik bayramlaşmaya. Teyzem yetmiş yaşında. Onun dışında sekiz teyzem daha var. Teyzemin oğlu gelmiş İstanbul'dan, çok sevimli iki kızı var. Çay içtik. Teyzemin kızı bize kadayıf getirdi. Ev yapımı olmadığını biliyordum elbette, ama yine de bir sorayım, sen mi yaptın diye, umarım evet der de ben de yalandan, çok güzel olmuş, derim diye geçirdim içimden. Sen mi yaptın kadayıfı, çok güzel olmuş, diye sordum, yok canım, hazır kadayıf, dedi. Ben iki, ekibin geri kalanıysa birer bardak çay içtikten sonra kalkalım dedik, kalktık.

Bu kez en küçük teyzeme gitmek üzere yola koyulduk. Küçük teyzemi oldum olası çok severim, hatta, böyle meselelerde ayrım yapmam ama, galiba teyzelerimden en çok onu severim. Küçük teyzemin evi şehre altı-yedi km. mesafedeki yol üstü bir köyde. Gittik, bayramlaştık, oturduk. Teyzemin çocukları da olabildiğince tatlı. Küçük oğlunu ilk görüşümdü yanlış bilmiyorsam. Çağırdık, yanımıza gelmedi. Ne ettiysek ikna edemedik. Sonra ben fotoğraf makinesini çıkarıp, gel fotoğrafını çekeceğim, der demez yanıma geldi, kucağıma oturdu, bir daha da gitmedi. Teyzemin kocasının kitaplığı da duruyordu orada. İçinde az ama iyi kitaplar vardı. Tabii, gün bayram günü olunca yiyip içmemek olmaz. Teyzem de bize önce çay getirdi. Eğer doğru hesapladıysam altı bardak çay içtim. Çay güzeldi, ne yapayım. Hem de hava sıcaktı, hararetimi almış oldu. Ardından yemek yedik ve kalktık.

Bu kez de bir diğer teyzeme gidiyorduk. Annemin iki küçüğü. Onun da evi biraz ötedeki bir beldede. Gittik, oturduk, yine bayramlaşma vs. Teyzemin iki oğlu evdeydi. Daha birkaç yıl önce küçücük çocuktular, şimdi ikisi de üniversiteye gidiyor. Tabii, biz yaşlandık artık. Zaten nereye gitsek bu konu açılıyor. Hem Mehmet dayım hem de ben otuzu aşmış olmamıza rağmen henüz bekâr olduğumuz için konu biraz zorunlu olarak açılıyor. Biz de geçiştiriyoruz işte. Dayıma ben de sordum, artık evlenmeyi düşünmüyor musun, diye, kafam rahat, diye kestirip attı. Tabii, bana sorarsanız bekârlık da iyi olmasına iyi de bir yere kadar be kardeşim. Gerçi evli olan Burhan'a, ne diyorsun, artık evlensek mi, yollu bir şey sordum, yok be, işiniz mi yok, dedi. Ne diyorduk, teyzemin evinde de çaydı, baklavaydı derken, kalkalım dedik. Orada kaç bardak çay içtiğimi hatırlamamakla birlikte dört olma ihtimali epey yüksek.

Şehre döndük. Yol üstü başka bir akrabaya da uğrayıp ayaküstü bayramlarını kutladık. Dayımlar, bizimle köye gel, dedilerse de arkadaşımla görüşeceğim için gitmedim. Beni eve yakın bir yere bırakıp gittiler. Ben de yol üstü amcamlara uğradım. Bayramlaştık. Misafirleri de vardı, çay hazırdı. Orada da iki bardak içtim. Biraz oturup kalktım eve geldim. Kuzenlerim oturuyorlardı. Yarım saat kadar lafladık. Kalkıp gittiler. O sırada arkadaşım aradı. Çıktım. Çarşıda görüştük. Tavla oynayalım dedik, tavlası olan bir yere gittik. Arkadaş çay istedi, çay geldi, içtik. Biraz sonra bana sormadan bir kez daha çay istedi, o da geldi, onu da içtik. Tavlayı da ben kazandım bu arada. Kalktık. Arkadaşım eve doğru yollandı, ben de başka bir mahalledeki akrabalarımı ziyarete gittim.

Babamın bir büyüğü olan amcama gittim önce. Evdeydi amcam, bayramını kutladım. Oturup konuştuk biraz. Hava da kararıyordu artık. Tatlı geldi, mecbur yedim iki dilim. İlginçtir, gün içinde peşimi hiç bırakmayan çay yoktu bu kez, tatlının yanında fanta vardı. Yarım saat sonra yemeğe geçtik. Yemek yedik. Yemekten sonra çay içtik mi içmedik mi, vallahi anımsamıyorum. İçmiş olmamız lazım. Çünkü biraz sonra kalkıp bir alt katta oturan amcamın oğluna gittiğimde, tutturdular çay ve tatlı getirelim diye, zinhar olmaz, yukarıda çay da içtim, tatlı da yedim, dedim. Orada da biraz oturduktan sonra kalkıp bu amcamın bir diğer oğlunun evine gittim. O da hemen yan tarafta oturuyor. Orada da bayramlaşma falan derken, baktım tatlı geldi. Biraz sonra da çay. Bizim burada böyledir işte. Midende yer var mı yok mu, hiç umurunda olmaz kimsenin, bir yere gittin mi çay muhakkak gelir. Orada da içtim iki bardak. Sonra oradan da kalkıp bir başka kuzenimin evine gittim. O da onların komşusu. Orada da itiraz etmeme rağmen yine tatlı geldi. Allah'tan çay gelmedi yanında. Kola mıydı neydi. Sonra kalkıp amcamlara döndüm. Yanımda amcamın oğlu da vardı. Gece amcamlarda kaldım.

Görüyorsunuz işte, yediğim tatlılar şöyle dursun, bu arada gittiğim her evde tutulan şeker ve lokumlardan da hiç söz etmedim, hani bazıları Ramazan Bayramı demekte diretirken bazıları da Şeker Bayramı diyor ya, vallahi ikisi de yalan söylüyor, bu bayram bildiğin çay bayramı yahu. 

Yarın da bayramın ikinci gününü anlatayım o zaman.



Not: Çocukluğumdaki bir düğünü hatırlıyorum. Çalgıcıların repertuarı o kadar fakirdi ki dönüp dönüp aynı şarkı-türküleri söylüyorlardı. Onlardan birinde "Beni bayramdan bayrama" sözü geçiyordu. O kadar tekrarlanıyordu ki, türkünün tamamı bu sözden ibaretti neredeyse. Yazıya ne başlık atayım, diye düşünürken aklıma geliverdi.

6 Ağustos 2013

Bayram

Merak ettiğim bir konu var: "Nerede o eski bayramlar," sözü çoluk çocuk herkesin ağzında sakız olmuş ya, o eskiden de var mıydı acaba? Misal, yüz yıl önce de böyle derler miydi, yoksa o da şu son yirmi yılda mı çıktı?

Yaşını başını almış insanların bu sözü söylemelerinde anlaşılmayacak bir şey yok, hadi orta yaşlıların da söylemesine ses çıkarmayalım, ama artık iş iyice zıvanadan çıktı, bakıyorsunuz daha yavruluktan bile çıkamamış olanlar da artık, nerede o eski bayramlar, diyorlar. İç geçirerek söylüyorlar üstelik. Sorun nerede? Bilen varsa bir adım öne gelsin.

19 Ağustos 2012

Bayram Yazısı

"Bayram nasıl geçiyor?"
"Valla, sessiz. Seninki nasıl geçiyor?"
"Valla, bizimki de sessiz, sakin."

***
Bayramlar bayram olmaktan çıktı, bunu artık kabullenelim. Fakat, sadece bayramlar mı bayram olmaktan çıktı? Benim gördüğüm kadarıyla şu son yirmi-otuz yılda her bir âdet, gelenek, görenek ve bilumum kültür pratiği değişime uğradı; ama şöyle, ama böyle.

Nedir peki, her şeyi böylesine değişime uğratan? Bunun üzerine uzun uzadıya konuşulabilir, kısaca söylemek gerekirse, zaman. "Zamanın ruhu" denir ya, bu zamanın ruhu da böyle bir ruh işte.

Yıl sonu geldiğinde, müslüman mahallesinde salyangoz misali, bizim yüzde doksan dokuzu müslüman olduğu söylenen memleketimizde de bir noel telaşı başlar ya, çoğu kişi bu durumu, kendi kültürümüzü bıraktık, Batı kültürünü özümsedik, şeklinde algılıyor. Halbuki hiç de öyle değil. Siz sanıyor musunuz ki Batı dünyasında durum bizdekinden çok farklı, gelenekler, kültürler capcanlı? Hayır, onlarda durum bizdekinden de vahim. Nasıl ki bizde milyonlarca insan, "nerede o eski bayramlar" diye ahlanıp vahlanıyor, emin olunuz Avrupa ve Amerika'da da milyonlarcası, "nerede o eski noeller" diye sızlanıyordur. 

Bu durum ne sadece Müslümanlıkla ne de Hıristiyanlıkla; ne sadece Doğuyla ne de Batıyla ilgili bir şey. Bu, günümüzün küreselleşmiş dünyasının, üzerinde yaşayan herkesi etkileyen "küresel kültürünün" bir sonucu ve gereği olarak ortaya çıkıyor. Noel coşkusu falan da aslında büyük oranda ekonomik kaygılara dayanıyor. Sevgililer Günü, Anneler Günü, şu günü, bu günü de hep aynı değil mi? Mesele para kazanmak. Sen coşacaksın ki para harcayasın, para harcayacaksın ki kimileri zengin olacak. Burada şu da sorulabilir elbette, neden bütün dünya Noel'de o kadar coşuyor da, örneğin Ramazan Bayramı'nda coşmuyor? Varın düşünün.

Canınızı sıkmayın bence, elle gelen düğün bayram, demişler. Evet, geleneklerin kayboluyor olması üzücü ama, olan sadece bize olmuyor. Bütün dünya değişiyor.

İyi bayramlar. 
Sayfa başına git