11 Ağustos 2018

Ahlaki çöküntünün ekonomik çöküntüyü getirmesi haktır

Ahlak, vicdan, namus, şeref, haysiyet ve daha pek çok şey büyük değer kaybederken bir avuç insan dışında kimseden ses çıkmadı, çıkmıyor. Para değer kaybederken ise ülkenin ana gündem meselesi oluveriyor.

Herkes Türk lirasının dolar karşısında yaşadığı tarihi değer kaybını konuşuyor. Tabii, ileri derecede cahil bir toplum söz konusu olduğu için yalnızca dolar ve avro olduğu sanılıyor ama TL şu anda yüzü aşkın para birimi karşısında değer kaybediyor, o ayrı konu.

Ekonomi elbette önemlidir fakat kardeşim, insanı insan yapan değerlerin hiç mi önemi yok?

Demem o ki ahlaki, vicdani ve bilumum insani değerleri tepetaklak olmuş bir toplumun ekonomisinin de er geç tepetaklak olması zaten beklenen bir durum.

15 Kasım 2012

Çağdaş Toplum Falan

Bazılarına neden filozof deriz? Bazıları neden beş bin yıl yaşar?


"Çocuklarda zayıflık, gençlerde taşkınlık, orta yaşlılarda ağır başlılık, ihtiyarlarda olgunluk doğal hallerdir, bunları zamanında kabul etmek gerekir." Marcus Tillius Cicero.


Genç Çiçero Kitap Okurken.
Eser: Vincenzo Foppa
Kimin sözü yüzyılları, bin yılları deler geçerse, elbette ona filozof diyeceğiz.

Bugün, bizim ülkemizde de, yeryüzünün çokluk ülkelerinde de Cicero'nun 2056 yıl önce söylediği şu dört şey yok mudur? Var: Zayıflık, taşkınlık, ağır başlılık, olgunluk.

Gelgelelim, bunların dağılımında da bir dengesizlik yok mudur? Var. Örneğin taşkınlık, iste istediğin kadar, ama ağır başlılığı ara ki bulasın. Hele de olgunluğu...

Taşkınlık çoktur çok olmasına da, keşke sadece gençlerde olsaydı, normal karşılanırdı en azından, hoş görülürdü, zira filozof da demiş zaten, gençlerde doğaldır, diye. Gençlerle beraber çocuklarda da olsa, eminim yine hoş karşılanırdı. Ancak arkadaş, günümüz insanına baksanıza, çocuğu, yeni yetmesi, genci, orta yaşlısı, yaşlısı, yediden yetmişe herkes taşkınlık yapma çabasında. Biri de kalkıp bu taşkınlıkların aksi bir şey söyledi mi hemen başlıyor koro, özgürlüklerden, bireysel tercihlerden çalmaya. Yemişim bireysel tercihini, affedersiniz. Bu bireysellik mireysellikten hiç hazzetmiyorum. Her bir b.kun özgürlük kabuğuna sokulup getirilmesini de sevmiyorum. Tamam, her bireyin kendi yaşamı üzerinde tasarruf hakkı vardır, eyvallah, ama bir de işin toplumsal yanı var, sen bir toplumun içinde yaşıyorsan, topluma gereksinim duyuyorsan, yeri ve zamanı geldiğinde bireyselliğinden vazgeçmeyi bileceksin. Özgürlük dediğin şey de çok kişiliktir zaten, tek kişinin olduğu yerde özgürlüğe ne gerek vardır ne ihtiyaç.

Filozof ne kadar isabetli söylemiş.

Zamanımızın, üzerinde bir gıdım olgunluk taşımayan yaşlıları, ne çirkin şeylersiniz siz öyle. Üstünde ağır başlılığın izinin olmadığı yetişkinler, siz ne pis şeylersiniz öyle.

28 Haziran 2012

Muzır Hayat

Çocuklar top oynuyor. Biri diğerine bağırıyor: “Çekmesene a.ına koyim!” A.ına koyan kişi altı (6) yaşında. Anaokuluna gidiyor.

Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu adlı iki kitap hakkında, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunca verilen rapor doğrultusunda dava açılmıştı ya, unutmuştum, Yekta Kopan'ın blogunda okuyunca hatırladım.

Ne kadar ilginç şeyler oluyor memlekette. Dram mı, trajedi mi, komedi mi, mümkün değil kestiremiyorsunuz. Diyelim ki muzır olan her şeyi kitaplardan çekip çıkardık. Bütün rafları silip süpürdük, ortalık tertemiz, şenlendi. Peki ya sokak? Ya gündelik hayat? Ya televizyon? İnternet? Dergiler, gazeteler?

Bir kitapta şöyle yazıldığını düşünün: "Genç kadın çıplak sayılırdı, üstünde sadece kırmızı sutyeniyle külotu vardı, delip geçici bakışları..." Siz kalkıp bu ve buna benzer cümlelerin yer aldığı kitabı, küçükleri muzır neşriyattan koruma kaygısıyla yasakladınız, küçükleri korumuş mu oldunuz gerçekten? Bu tarif edilen genç kadına Allah'ın her günü Hürriyet, Sabah, Milliyet, Haberturk ve bilumum günlük gazetede rastlamıyor mu çocuk? Ya magazin dergilerinde, TV reklamlarında? Hele bir de İnternette, trilyonlarca böyle cümle, trilyonlarca böyle fotoğraf.

Bugün sizin erotik, hatta porno dediğiniz her şey sokakta var artık, gündelik hayatın tam içinde var. Bundan elli yıl önce koca koca insanların bilmediği şeyi bugün çoluk çocuk biliyor, elli yıl önce yetişkinlerin ağzına almaktan imtina ettiği sözü bugün beş yaşındaki çocuk çekinme nedir bilmeden gönül rahatlığıyla söylüyor. O zamanlar otuz yaşındaki birinin kendi yaşıtları yanında bile söylemeye, yapmaya çekindiği sözü, davranışı bugün üç yaşındaki çocuk bizzat ana babasından öğreniyor.

Demem o ki, devletin ciddi bir zihin değişikliğine ihtiyacı var. Çok değil, on beş yıl öncesinin yöntemleri bile bugün artık işe yaramıyor. Bir kitabı yasaklamakla hiçbir şeyi değiştirmiş olmuyorsunuz. Öte yandan, yasaklamak zaten çözüm değil, hiçbir zaman olmadığı gibi. Bütün hayatı yasaklarsanız ancak o zaman birtakım şeylerin önüne geçebilirsiniz, o zaman da hayat olmaz ortada.
Sayfa başına git