17 Nisan 2014

Mucize

Bugün beşinci sınıfların dersinde çocuklar verdiğim etkinliği yapmakla meşgulken Azad yanıma geldi. Çok zeki, bir o kadar da meraklı bir öğrenci. Oturaklı sorular sorduğu oluyor sık sık. "Hocam," dedi, "siz küçükken, yani benim yaşlarımdayken hiç karşılaştığınız bir mucize oldu mu?" 

Bunu duyar duymaz gülümsedim hafiften, çünkü aramızdaki yaş farkı yirmi bile yok, ama o bunu olabildiğince uzun bir zaman sayıyor. Evet, sanıyor değil, sayıyor. İstisnasız her insan böyle değil midir? On iki yaşındaki birinin gözüne yirmi yaşındaki biri ne de büyük gözükür. Halbuki otuz yaşındaki birine göre yirmi yaşındaki biri henüz çocuktur. Çocukken zaman kavramını bambaşka bir biçimde tahayyül ederiz; kırk yıl, asla geçmeyecek olan bir zaman dilimidir örneğin. Haliyle Azad da benim çocukluğumun kadim bir zamanda yaşanmış olduğunu varsayıyor, bundan ötürü de o kadim zamanda mucizelerin gerçekleşmiş olabileceğini düşünüyordu. Azad'ın farkında olmadığı bir şey var işin içinde. Ama yalnızca o mu, yetişkinlerin de neredeyse hiçbiri bunun farkında değil: Binlerce yıl önce eğer bir mucize gerçekleşmişse bugün de gerçekleşmek zorundadır. Bu bir, ikincisi, neredeyse hepimiz mucizelerin, gerçekleşmesi neredeyse imkânsız, olağanüstü olaylar olduğunu düşünürüz. Gerçi aksi yönde düşünme şansımız da yoktur pek. Zira sözlüklerde bile tanımı böyle yapılır mucizenin. Gelgelelim hepimiz neredeyse her gün mucizelerle karşılaşırız aslında.


Azad'ın sorusunu cevapladım. "Evet," dedim, "hayatımda çok mucizelere tanık oldum." Epey ciddi bir tavırla söyledim üstelik. Meraklandı doğal olarak, "Ne oldu mesela," diye sürdürdü. Ben de merakını gidermeye çalıştım: "Bir gün bir köpeğin bir kediyi kovaladığını gördüm. Köpek kovaladı, kedi can havliyle kaçtı. Tam yakalanmak üzereydi ki bir kavak ağacına çıkıp canını kurtarmayı başardı." Bunları söyledim ve durdum. Merakla bana bakıyordu Azad, çünkü anlatacağım mucizeyi bekliyordu sabırsızlıkla. Ama baktı ki benim devam edeceğim yok, "Sonra ne oldu," diye sordu. Ben de, "Bu kadar," dedim. Azıcık şaşırarak şaka ettiğimi sandı. "Ama bu bir mucize değil ki," dedi. Sürdürdüm: "Bundan daha büyük bir mucize olabilir mi? Kedinin, canını kurtarmış olması onun için hayattaki en büyük mucizedir." Azad yine pek ikna olmadı. "Bir aslanın seni kovaladığını düşün," diye devam ettim ben de, "bir anlığına yaşamla ölüm arasında gidip geliyorsun, ölümle burun buruna geliyorsun hatta ve canını kurtarmayı başarıyorsun. Bundan daha büyük bir mucize olabilir mi?" Kafasındaki mucize tanımına pek uygun düşmese de mantıklı buldu bu söylediklerimi ve gidip yerine oturdu.

2 yorum:

  1. Çok güzel ve etkileyici...Mucizeler illaki denizi yarıp içinden geçerek olacak değil ya...nefes alıyor olmamız bile bir mucize...bu yazıyla da farkındalığımız arttı...eminim küçük Azad'ın da hayatında farklı bir pencere açılmıştır...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Burcu, hoş geldin. Evet, ben de tıpkı senin gibi düşünüyorum. Mucize dediğin denizin yarılması, güneşin batıdan doğması değil. Yaşamanın kendisidir asıl mucize. (Yaşamak Bir Mucizedir filmini hatırladım şimdi.) :)

      Yine bekleriz, sağlıkla kal.

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git