11 Mart 2019

Bize daldılar

Komşu firmanın işçileri kavgaya karışmış, çağırıp ifadelerini almışlar. Aşağıda gördüğünüz ifadedeki akıcılık ne kadar hoşuma gitti anlatamam. Metnin ilk satırında iki virgül, bitiminde de bir nokta var, başkaca da noktalama işareti yok, rahat okunsun diye noktalamasını ben yaptım. 

İnşaat işçilerinin eğitim düzeyi malumunuz. Buna rağmen iyi bir dille yazmış. Facebook listemde ne dediği anlaşılmayan "sürüyle" üniversite mezunu var, ülkece ünlü kişiler var, şairler var, imla kurallarından habersiz yazarlar var yahu, hepsi bir yana, yılların hukuk profesörü Burhan Kuzu'nun Twitter hesabı ortada, onlarla karşılaştırınca bu inşaat işçisinin imlası da, ifade biçimi de bence gayet iyi.

Sözlükçe
alimak: İnşaat asansörü. Yapım aşamasındaki bir binaya kurulan geçici asansör.
alimakçı: Asansör görevlisi. İnşaat asansörleri otomatik değildir, alimakçı denen bir görevli katlar arasında dolaşır, inecek-binecek varsa asansörü durdurup kapısını açar, indirip bindirir.
00 kotu (aslında 0.00 kotu): Bir yapının zemin seviyesi. Giriş katı.
baret: Kafayı çarpmalardan ve düşen nesnelerden korumak için takılan başlık.
***

İFADE TUTANAĞI 
SORULDU: .......... tarihinde .......... .......... .......... inşaatı içerisinde çalışmakta olduğunuz blokta kavgaya karıştığınız tespit edilmiştir. İşe giriş eğitimlerinde bu gibi durumlarda SIFIR TÖLERANS uygulanacağı tarafınıza tebliğ edilmesine rağmen bu kurala riayet etmediğiniz tespit edilmiştir. Konu hakkında bildiklerinizi anlatınız. 

CEVABEN: Ben B blok Alimak oparetoriyim, yani, Alimakçı. 00 kotuna geldiğimde ......... inşattan 2-3 kişi küfürler ediyor, hakaret ediyor. o sırada bizim Alimakçı arkadaş da geldi, ........... .........., onada küfür ve hakaret ettiler. Dedik sakin olun, sakinleştirmeye çalıştık, niye küfür ediyonuz, derdiniz ne? dedi niye bizi yukarı götürmuyorsun? dedik ki sakin olun arkadaşlar. Arkadaşın alimağı doluydu, bende, beton çekiyoruz yukarıya 2 alimak, 1 tane alimakta milleti getirip götürüyor, binlerce adam var, ancak oluyor. adamlar halla küfürler ediyor, durmuyorlar. tamam dedim, Arkadaş sizi götürsün. yok dediler, küfür ettiler, bize daldılar. Arkadaşın yüzüne baret fırlatılar ve kendimizi yerde çamurların içinde bulduk. nasıl olduysa yerden kalktım, bir baktım elerinde sopalarla, demirlerle doğru bize geldiler. bende kaçtım olay fazla büyümeden, arkadaşa kaç dedim, kaçtık. Adamlar hala bizi kovalıyor, küfürler ediyor, bende C blok tarafına kaçtık, 20 dakika gittim bekledim, ortam sakinleşene kadar. diyeceklerim bunlardır.

12 Mart 2017

Hı hı, evet, eğitimin anlamı

Biri bana Allah rızası için bu cümlede ne söylendiğini anlatsın, sevaptır:

Eğitim bir konuyla alakalı uygulamalı bir deneyime sahip olduğumuz bir şeyleri bildiğimizi hissettiğimiz bir aktivitedir. 

Sayın arkadaşlar, her ne kadar söyleneni anlamasam da an itibariyle Türkçedeki en uzun tamlamayı bulmuş olduğumu cümle âleme ilan ediyorum. 

Bir konuyla alakalı uygulamalı bir deneyime sahip olduğumuz bir şeyleri bildiğimizi hissettiğimiz bir aktivite.

Güzelliğe, ihtişama bakın. Kaç tamlayan, kaç tamlanan var, ben sayamadım, sayabilen çıkarsa beni de bilgilendirsin hayrına.



17 Aralık 2013

Virgül deyip geçme

  1. Dükkan sizin, her istediğinizi alabilir, gidip daha sonra gelebilirsiniz. 
  2. Dükkan sizin her istediğinizi alabilir, gidip daha sonra gelebilirsiniz. 
Bu iki cümleyi İngilizceye çevirelim de aralarındaki farkı; tek bir virgülün doğurduğu farkı görelim. Bu farkı görebilmek için İngilizce bilmeye de gerek yok, yalnızca her iki cümlenin kelimelerine, kelimelerin yerlerine bakmak yeter.
  1. The shop is yours, you can take whatever you want, go, and come back later.
  2. The shop can take whatever you want, you can go and come back later. 

Cümleye şimdi kelimesini de ekleyip bir daha deneyelim:
  1. Dükkan sizin, her istediğinizi alabilir, şimdi gidip daha sonra gelebilirsiniz.
  2. Dükkan sizin her istediğinizi alabilir şimdi, gidip daha sonra gelebilirsiniz.
İngilizce karşılıkları:
  1. The shop is yours, you can take whatever you want, now go, and come back later.
  2. The shop can take whatever you want now, you can go and come back later. 

Virgülün gücüne bir örnek daha verelim:
  1. Bunu yapan benim, oğlum.
  2. Bunu yapan benim oğlum.
Birinci cümlede bir kişi oğluna hitaben, "bunu yapan benim" diyor. İkinci cümledeyse bir başkasına hitaben, bunu yapanın kendi oğlu olduğunu anlatıyor.


Ey virgül, nelere kadirsin!

23 Eylül 2013

Dil Meseleleri

Dünkü yazıda ekinoks ve solstis sözcükleri üzerinde yazarken, solstisin Türkçesi olan gün dönümü sözcüğünün (ya da sözünün) yazılışı üzerinde uzlaşma olmadığını söylemiştim. Elimde basılı sözlük olarak yalnızca TDK'nın sözlüğü var, ona baktım, bir de internetten Dil Derneği'nin sözlüğüne baktım. TDK gün dönümü biçiminde ayrı, Dil Derneği ise gündönümü biçiminde bitişik yazıyor. 

Biliyorsunuz, Türk Dil Kurumu Atatürk döneminde, 1932'de kuruldu. Ancak 12 Eylül darbesiyle birlikte "yeniden yapılandı". İşte bundan ötürü birçok yazar, akademisyen vs. bu durumu kabullenmedi ve TDK'nın artık o eski TDK olmadığını savunarak bu "yeni" TDK'yı tanımadı. Hâlâ da tanımayan çok sayıda yazar var. İşte Dil Derneği de bu yeni TDK'yı tanımayan, deyiş yerindeyse Eski TDK'nın mirasını sahiplenen insanların kurduğu bir oluşum. Onun kuruluş tarihi de 1987. 

Türkçe, Cumhuriyet'in kuruluşunu esas alacaksak eğer, çağdaş anlamda tam 90 yıldır kullanılıyor ama henüz bazı konularda, üstelik de az sayılamayacak bazı konularda uzlaşma (ya da konsensüs, ya da mutabakat) :) sağlanmış değil. İnsan şaşırıyor haliyle. Bir örnek vereyim. TDK'ya göre ya da bağlacını ancak ya ile birlikte kullanabiliriz, ya ... ya da ... biçiminde. Buna göre, örneğin, "Ya sınıfınıza gidin, ya da kütüphaneye." dediğimizde doğru, "Sınıfa ya da kütüphaneye bak." dediğimizdeyse yanlış söylemiş oluruz. TDK'ya göre bu ikinci örnekte veya kullanılmalı, "Sınıfa veya kütüphaneye bak." biçiminde yani. Oysaki, ben bugüne kadar pek çok kere ya da'nın ya'sız kullanıldığına tanık oldum. Üstelik de büyük yazar ve şairlerde tanık oldum, örneğin Tahsin Yücel'de. "Halk sanatlarının öteki sanatlardan daha yetersiz ya da daha değersiz olduğunu söyleyemeyiz." diyor Tahsin Yücel. E, şimdi bunu söyleyen, herhangi biri olsa neyse ne, ama Tahsin Yücel gibi, bugün yazarlığını tartışamayacağımız biri söyleyince insanın içine ister istemez bir kurt düşüyor. TDK mı doğru söylüyor, diğerleri mi? Ben bir okur gözüyle meseleye yaklaştığımda işin içinden bir biçimde çıkmayı becersem bile içimde ukde kalıyor. 

Bir örnek daha vereyim. Öğrencilik yıllarımda bir gün bir Türkçe öğretmeni, kimdi hatırlamıyorum ama o dersi bugünmüş gibi hatırlıyorum, "ama bağlacını kullandığımız zaman," demişti, "kesinlikle ama kesinlikle virgül kullanamayız." Halbuki, ben bugüne dek, yine ya da'da olduğu gibi, ama'dan önce ve sonra virgül kullanıldığına çok rastladım. Hadi, beni bırak, bugün artık başımın çaresine bakabiliyorum da, bu konulara merak salmış bir lise öğrencisini düşünün örneğin, o ne yapsın? 

Türkçe kadar olmasa da Kürtçe de yazıyorum bazen. Başlarda, on yıl önce örneğin, olabildiğince karamsardım Kürtçe konusunda. Hiçbir zaman belli bir düzeye gelemeyeceğini düşünüyordum. Ama şimdi, Türkçenin bu durumuna, yani doksan yılda hâlâ çözülememiş birtakım konuları olduğuna bakınca, eskisi kadar karamsar değilim açıkçası. Seksen yıl boyunca, bırakın yazılıp çizilmesini, konuşulması bile yasak olan Kürtçenin durumu, elbette Türkçe kadar değil ama, oldukça iyi sayılır bugün.

Dil konularında uzlaşmazlık bazen ciddi boyutlara varabiliyor. Ben üniversiteye başladığım ilk yıl, hatta ilk ay, ilkokul, ortaokul ve lisede o güne dek doğru diye öğrenip bildiğim bazı konuların aslında yanlış olduğunu üniversitedeki bir hocadan öğrendim. Madem öyleydi, o güne kadar ne demelere okula gitmiştim, değil mi, insan bunu düşünüyor, elinde değil.

Bu gün dönümü meselesine geri dönelim. Şimdi, örneğin bir öğretmen öğrencilerine sorsa bunu, bir kısmı gün dönümü diye yazacak öğrencilerin, bir kısmı da gündönümü diye. Sonuçta ne olacak? Bir kısmı puan alacak, bir kısmı alamayacak. Çünkü eğitim-öğretim düzenimizi az çok bilirsiniz, tek doğru vardır bizde. Birden fazla seçeneğin doğru olabileceğini aklımıza getiremeyiz. Böyle şeyler işte. Derdimin ne olduğu anlaşılıyordur umarım. 

Peki, sen hangi taraftasın, diye sorarsanız, benim için pek de öyle sıkıntı sayılacak bir durum yok bu konuda, derim. Kimi sözcüklerin yazılış biçiminde örneğin, ikiliğe düştüğüm oluyor, öyle durumlarda da Ali Püsküllüoğlu'na bakıyorum. Adam ömrünü verdi bu işe, ben onun tarafındayım.

27 Haziran 2013

Mutfak Soyundu

Mutfak nasıl soyunabilir ki, diye de sorulabilir. Onu bilemem, bildiğim bir şey varsa o da şudur: Oda soyunabiliyorsa mutfak da soyunabilir. Salon hayli hayli soyunabilir. İki resim arasındaki farkı bulun bakalım.  

Nasıl ki tiyatro hayatın aynasıdır,
karikatür de hayatın ta kendisidir. Bazen
bir romanla ancak anlatılabilecek bir konuyu
tek bir karikatürle anlatabilirsin. Daha önce

de yazmıştım bu karikatür hakkında, 
-de ekiyle de bağlacını ayırmayı insanlara
öğretmenin bundan daha iyi bir yolunu 
ben şimdiye dek görmedim.  
Vatan Gazetesi'nin sitesinde gördüm bunu.
Başlığı görür görmez heyecanlandım. Daha önce
hiç soyunan oda görmemiştim çünkü. Yalnızca
oda mı, hayır, soyunan salon da görmemiştim,
mutfak da. Hatta, soyunmak en çok banyoda
olur, soyunan banyo bile görmemiştim. 

10 Eylül 2012

Sizi "Bus Ederim"

Adı bende saklı bir profesörümüzün, facebook'tan yeni atanan öğretmenleri kutlama cümleleri, noktasına, virgülüne dokunmadan:
Muallim beyler ve Muallime hanımlar!... "MUallimlik" ve "Muallimelik" gibi bir vazife-i kusiyyeye ta'yin olunup, Mearif Vekletinde nasb edilmenizden duyduğum memnuniyeti ifade eder, cümlenize, vezaifinizde muvaffakiyetler temenni eyler çeşm-i pür-ziyalarınızdan mahabbetle bus ederim.
Gel de öztürkçecilere hak verme. Vatandaşın biri diyalektik materyalizm'i eytişimsel özdekçilik olarak Türkçeleştirdi diye bizim hocalardan biri adamla alay etmişti.


From Wikipedia
Bir yanda, vatanseverlik, özseverlik ayaklarıyla Arapça, Farsça, Fransızca... ne kadar yabancı kökenli kelime varsa çıkarıp atalım diyen, aşağılık psikolojisinden bir türlü kurtulamayan kafa; diğer yanda, mukaddesatçılık, muhafazakarlık ayaklarıyla dilden çıkmış, eskimiş, yeni neslin anlamadığı kelimeleri, hiç anlaşılmayacağını bile bile ısrarla kullanan, ezilmişlik, dışlanmışlık psikolojisinden bir türlü kurtulamayan kafa. Her ikisi de özünde aynı. Bir fark yok aralarında, biraz yakından bakın, hemen göreceksiniz. İkisi de "brakisefal" kafa.

Yıl demek ile sene demek arasında ne gibi bir fark vardır? Ben göremiyorum, varsa gören lütfen bana da gösterebilir mi? Sözcük'le kelime'yi bir arada kullanınca ne oluyor mesela? Ya da görev, misyon ve vazife'yi?  Bir şey olduğu yok. Ama örneğin, vezaif deyince bir şeyler oluyor değil mi? Shopping yapacağım deyince de elbette çok şeyler oluyor.


via
Eğer ortada dille ilgili bir sorun olduğunu, mesela dilin bozulduğunu düşünüyorsanız, size şöyle sorulabilir: Elli yıl sonra bozulmuş olacak dilden bugünkü nesil sorumlu tutulabilir, fakat şu anki bozulmuş dilden kim sorumludur? Kuşkusuz şimdiki nesil değil. O halde, bu neslin anlayacağı dilden konuşmak gerekmez mi?

Kaldı ki yeni nesil sandığınız kadar da kolay anlayan bir nesil değil. Var olan kelimeleri bile doğru dürüst yazamayanlar var. Eğitim-öğretim ordumuzun saflarına katılsanız da görseniz, her gün kullandığı kelimenin sözlükte nasıl yazıldığını bilmeyen öğretmenler var, öğrencileri geçtim. Deyim'e değim diyen milletvekili var, şu anda mecliste. Twitter'da, bizi temsil eden politikacıları takip edin, neler var neler.

Demem o ki,
1. Yeryüzünde "öz" dil yok. Öz dil yaratmaya çalışmak sözlükleri çırılçıplak bırakır. Taksi, şoför, biyoloji, muhafaza, maksat, şayet, şapka, kuluçka, sivil, korsan, hobi kelimelerini kullanmak kimseyi alçaltmaz. Can diye bir sözcük var örneğin Türkçede, ama kökeni Türkçe değil. Can'ı çıkarıp atmayı bir denesenize.

2. Yeryüzünde bir yere çiviyle çakılıp kalmış dil de yok. Eskiyi muhafaza edeceğim diye diye, bir zaman gelir, bakarsınız ortada sizi anlayabilen tek bir kişi yok. Muhafazakarlık, elde olan bir şeyi muhafaza etme çabasıdır. Elden çıkmış, uçup gitmiş bir şey için pişmanlık duyulabilir, bu insani bir durumdur, ama o uçup giden şeyi hâlâ muhafaza etmeye çalışmak akılsızlıktan başka bir şey değildir.   

4 Nisan 2012

Bir Öğretmen "Nasıl" Yazar?

Feyza Hepçilingirler'in Dilim Dilim Anadilim kitabını okudum. Türkçe "Off" ve Dedim: Ah!'ın devamı olan bu kitapta da Hepçilingirler, Türkçenin ne hallere düştüğünü, çoğunluğunu sokaktan topladığı çok sayıda örnekle gösteriyor. İnsan bu örnekleri gördü mü, hakikaten Türkçe kalmamış, deyiveriyor. "Bir Amerikalı, bizim büyük kentlerimizde, hatta küçüklerinde bile hiçbir yabancılık duygusuna kapılmadan, kendisini evinde hissederek dolaşabilir." diyor, İngilizcenin Türkçeye ne denli baskın hale geldiğini anlatmak için. Hatta, durumun vahametini anlatmak için de, "Zaman zaman kendisinin bile bilmediği İngilizce sözcüklere rastladığında bize hayranlığı artacaktır Amerikalının." diyor.

Kitabı okuyunca, birkaç ay önce bazı öğretmen arkadaşların çıkardığı tek sayfalık bir "el dergisi"ni hatırladım. Baştan sona yazım yanlışları ve anlatım bozukluklarıyla doluydu. Ayrıca bırakın metinlerde, cümlelerde bile anlam bütünlüğü hemen hemen hiç yoktu. Elime bir kalem almış ve görebildiğim bütün yanlışlıkları göstermeye çalışmıştım. Niyetim bunu, aramızdaki samimiyete de dayanarak o öğretmen arkadaşlardan birine vermek, böylece yanlışlarını uygun bir dille kendilerine söylemekti. Ne yazık ki yanlışlıkları yaza yaza sayfa kenarlarında ve yazı aralarında boş yer kalmadı. İşte onlardan bir örnek: 

'Kuzey Güney' dizisindeki Cemre pusula gibi kız. Bi Kuzey de bi güney de. Şimdi biraz haddimizi de aşarak bu tek satırdaki yanlışlıkları sıralayalım: 
  1. Tek tırnak işareti, çift tırnak içine alınmış bir yazıda ikinci bir tırnak kullanmak gerekirse kullanılır. Kuzey Güney ille alınacaksa çift tırnak içine alınmalıdır.
  2. Bir insan pusulaya ancak diğer insanlara yol göstericiliği yönünden benzetilebilir. 
  3. Bi diye bir kelime sözlüklerde var mıdır? Kuzey kelimesi niye büyük harfle başlıyor da güney küçük harfle başlıyor? 
  4. Bir kuzeyde bir güneyde ile bir kuzey de bir güney de cümleleri arasında Ağrı, Süphan ve Nemrut dağları kadar fark vardır. de'yi ayrı yazdınız mı bağlaç olur. Oysa, bir kuzeyde bir güneyde cümlesindeki de bulunma ekidir ki her zaman bitişik yazılır. Okulda oynuyor dediğinizde, falanca kişinin okulda oynadığı anlaşılır ama okul da oynuyor dediğinizde okulun diğer bazı okullarla zil takıp oynadığı anlaşılır. 
  5. Güneyi gösteren bir pusula var mıdır ki, pusula gibi olan Cemre bir kuzeyde bir güneydedir? 
Bir başka örnek, olduğu gibi aktarıyorum:
ALEV ALEV
Klasik müfettiş sendromları yaşanır hani bazen...Mesleğimin ilk ayları...Okuluma müfettiş gelmişti.Müfettiş öğrencileri gözlemledi,sorular sordu.Her şey o kadar yolunda gidiyordu ki;Müfettiş çocuklara :"Haydi öğretmeninizin öğrettiği şarkılardan birini söyleyin" dedi.Ben gururlu...:) Çok fazla okul şarkısı öğretmişim ya! Her kalkan öğrenci okul şarkısı haricinde şarkılar ve türküler söyledi.:(Ben ise diplerde...Son olarak Derya kalktı ve öğretmeninin teneffüste mırıldandığı "Alev alev" şarkısını öyle içten okudu ki:):):)Sadece al renge boyanmış suratımı ve alev alev yanan yanaklarımı hatırlıyorum...Ah Derya'm ah!Bu da bana ders oldu...:)
Altına şunları yazmışım: "Noktadan, iki noktadan, üç noktadan sonra bir karakter boşluk bırakılır. Virgül, ünlem ve soru işaretinden sonra da. 'Ben gururlu' diye başlayan bir sözden sonra üç nokta gelmez. 'Ben diplerde' diye bir söz olamaz. Metnin anlam bütünlüğü neredeyse sıfır. Bunu bir öğretmenin yazmış olması vahim."


Yukarıdakinden çok daha vahim olan bir başka örnek: 
ŞİMDİ OKUMA ZAMANI
[Fareler ve İnsanlar'ın kapak resmi] 
George ve Lennie nin tek bir hayali vardır çok para kazanıp kendilerine bir çiftlik satın almaktır. Bunun için çalıştıkları çiftlikte yaşadıkları hayatlarını değiştirecek ve hayal ettikleri çiftlik fikrini unutmaları gerekeceğini çok sonra anlayacaklar. John Steinbeck tarafından yazılan kitap 100 temel eser arasında bulunan klasik edebi eserlerden biridir. Bir çok yazar kitap hakkında övgüyle bahsetmektedir. Ayrıca kitaptan kurgulanarak aynı isimle çekilen filmde Oscar adayları John Malkovich (Being John Malkovich) ve Gary Sinise'nin (The Green Mile) başrolleri paylaştığı bu güzel ve etkileyici filmde canlanıyor. 
Sondan başlayalım:
  1. John Malkovich'ten itibaren yazı italikleşmeye başlıyor. Sebep?
  2. Bu bir cümle midir?: Ayrıca kitaptan kurgulanarak aynı isimle çekilen filmde Oscar adayları John Malkovich (Being John Malkovich) ve Gary Sinise'nin (The Green Mile) başrolleri paylaştığı bu güzel ve etkileyici filmde canlanıyor. 
  3. Peki, bu bir cümle midir?: Bunun için çalıştıkları çiftlikte yaşadıkları hayatlarını değiştirecek ve hayal ettikleri çiftlik fikrini unutmaları gerekeceğini çok sonra anlayacaklar.
  4. Bir çok diye değil, birçok diye yazılır. Birçok yazar kitap hakkında övgüyle bahsetmez, birçok yazar kitaptan övgüyle bahseder.
  5. Bunun için diye başlayan ikinci cümleye dikkat çekmek isterim. Madem George ve Lennie'nin çok para kazanıp bir çiftlik satın almak gibi tek bir hayalleri vardır, o vakit bunun için diye başlayan ikinci cümlede bu hayallerini gerçekleştirmeye yönelik bir eylemlerinden söz edilmemeli midir? Oysaki tam tersi oluyor, adamlar bu bir tek hayallerini gerçekleştirmek için çalıştıkları çiftlikte "yaşadıkları hayatlarını" değiştiriyorlar ve de çok sonraları bu hayali unutmaları gerektiğini anlıyorlar. 
  6. Özel adlara gelen ekler kesme işaretiyle ayrılmıyor muydu? (Lennie nin).
Durum bu. Fazlaca örnek vermeye gerek yok.

Bana kalırsa Feyza Hanım sokaklara boşuna iniyor. Çünkü öğretmenlerin böyle yazdığı bir ülkede sokaktaki insanın değil yanlış yazması, yazmayı hiç bilmemesi bile olağan karşılanmamalı mıdır?
Sayfa başına git