20 Ağustos 2020

Okunacak kitaplar

Bu yazıyı 5 Kasım 2016'da yazmış, öylece bırakmışım, taslak olarak kalmış. Bu renkteki kısımlar şu anda eklediklerim.

***
Okuyacağım kitapların listesini artık eskisi kadar dağınık tutmuyorum. Hatta son bir-iki yıldır iyicene düzene soktum. Eskiden kitaplıkta, defterdeki, bilgisayardaki listede, kütüphane rafında ve bir de kafamın içinde sayısını kendim bile bilmediğim okunacak kitaplarım vardı. Şimdiyse adına kalkınma planı dediğim, her yıl için bir önceki yılın sonunda hazırladığım, ete kemiğe bürülü okuma listeleri yapıyorum. Öyle çok uzun da tutmuyorum listeyi, sözgelimi, yirmi kitaplık bir liste yapıyorum, onları okuyup bitirdikten sonra üzerine ne kadar başka kitap eklersem de kâr sayıyorum. Geçtiğimiz aralıkta da oturup okumak istediklerimi derleyip toparladım, böylece 2016 kalkınma planı çıktı ortaya. 
Bunu sekiz ay kadar önce yazmışım. Sözünü ettiğim o kalkınma planı şuydu:
  1. Ağaçların Özel Hayatı, Alejandro Zambra
  2. Başka Bir Ülkede, David Constantine
  3. Deniz Kenarında Geyikler, Ralf Rothmann
  4. At Çalmaya Gidiyoruz, Per Petterson
  5. Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman
  6. Bir İntihar Efsanesi, David Vann
  7. Vişne'nin Cinsiyeti, Jeanette Winterson
  8. Swastika Geceleri, Katharine Burdekin
  9. Lizbon'a Gece Treni, Pascal Mercier
  10. C, Tom McCarthy
  11. Rojnivîska Spinoza, Şener Özmen
  12. Döşeğimde Ölürken, Faulkner
  13. Kitap Evi, Enis Batur
  14. Qûma Mezopotamyayê, Fawaz Hussain
  15. Haw, Kemal Varol
  16. Ay ve Şenlik Ateşleri, Pavese
Yılın bitmesine iki aydan az bir zaman kaldı. Görülüyor ki kalkınma planım umduğum gibi neticelenmeyecek. E, plana uymazsan olacağı bu. On altı kitaplık listeden beş tanesini okumuşum, altı çizili olanlar. 

(Ağaçların Özel Hayatı, Lizbon'a Gece Treni ve Kitap Evi'ni de okudum daha sonra.)

Neden bu kitapları almıştım okuma listeme? Zambra'nın Eve Dönmenin Yolları'nı okuyup beğenince onun bir kitabını daha okuyasım geldi, bu da Ağaçların Özel Hayatı oldu. Başka Bir Ülkede ile Deniz Kenarında Geyikler, galiba ikisini de Semih Gümüş'ün bir yazısında gördüm, öneriyordu, okuyayım dedim. Deniz Kenarında Geyikler LAMER'in kütüphanesinde var, almak için gittim, şu an bir kütüphane görevlisi olmadığından ödünç veremiyoruz, dediler. Geçen gün yolum gene o tarafa düşünce gittim, aynı şeyi söylediler. Doğru mu söylüyorlar, uyduruyorlar mı, bilmiyorum.  At Çalmaya Gidiyoruz'u okumak isteyişimin nedenini şurada demiştim. Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur üç-beş yıldır kafamdaki listede duruyordu, galiba bir kitapçıda görmüştüm ilkin. Hem, Faruk Duman'ın henüz bir kitabını okumuş değilim. Bir İntihar Efsanesi'ni gene Semih Gümüş'ten duyduydum. Hangi kütüphanedendi, hatırlayamadım, alıp neredeyse tamamını metrolarda okumuştum. Vişne'nin Cinsiyeti'ne ya bir gazete kitap ekinde ya da bir kitap sitesinde rastlamıştım. Swastika Geceleri'nin konusu hakkında internetten bir-iki yazı okuyunca ilgimi çekti. Lizbon'a Gece Treni'nden çoğu yazarın övgüyle söz ettiğine rastladım birkaç kez. Hacettepe Kütüphanesi'ne gitmiştik Aze'yle, C'yi orada görmüştüm, yeni gelmişti üstelik, benim için ödünç aldı, okudum. Şener Özmen son yıllarda adı birden duyulup ünlenen bir Kürt yazar. Henüz bir kitabını okumadım, iyi yazar olduğunu söyleyen bir-iki yazıya rastlayınca merak ettim ve Rojnivîska Spinoza'yı (Spinoza'nın Günlüğü) okuma listeme aldım. Döşeğimde Ölürken'i, yanlış anımsamıyorsam gene Semih Gümüş salık vermişti bir yazısında. Enis Batur'un Kitap Evi'ni çıktığı zaman gazetelerin kitap eklerinde görmüştüm. Fawaz Husên de henüz okumadığım Kürt yazarlardandı, nihayet bu yaz Qûma Mezopotamyayê'yi (Mezopotamya'nın Kumları) okudum. Ayrıntı Yayınları geçen yıl Sarı Kitaplar adıyla bir dizi başlattı. Kürt olup da başka dillerde yazan yazarların kitaplarını hem Kürtçeye hem de Türkçeye çevirip yayımlayacakları bir dizi. Şimdilik üç kitabı olan dizinin devamı gelmeyecek gibi görünüyor. Kemal Varol'un Haw'ı da çıktıktan hemen sonra epey övgü alan bir kitap oldu. Pavese'nin Ay ve Şenlik Ateşleri'ni okumayı ise herhalde on yılı aşkındır erteliyordum, nihayet bu yıl okudum.


Zorunlu olarak okuduklarım hariç yılda otuz civarında kitap okuyorum. En azından son birkaç yılki okuma düzenim bu. Fakat anlaşılan bu yıl son yıllar içinde en feci yıl olmuş, çünkü şu ana değin yalnızca on üç kitap okuyabilmişim. Şunlar:

  1. Üç Damla Kan, Sâdık Hidâyet
  2. Animal Farm, Orwell (e-kitap)
  3. Ay ve Şenlik Ateşleri, Cesare Pavese
  4. Göçmüş Kediler Bahçesi, Bilge Karasu
  5. C, Tom McCarthy
  6. Türkler Kürtler Kıbrıslılar / İngiltere’de Türkçe Yaşamak, Tayfun Atay
  7. Ufkun Ötesindeki Dünyalar, Joachim G. Leithäuser
  8. Bir İntihar Efsanesi, David Vann
  9. Haydutun Aşkı, Massimo Carlotto
  10. Meseleya Wijdanê, Ahmed Muxtar Caf
  11. Quma Mezopotamyayê, Fawaz Husên
  12. Ekmek Arası, Charles Bukowski
  13. Kâğıt Ev, Carlos María Domínguez
Bu yılın listesinde yer alıp da okuyamadığım, okuyamayacağım kitapların önümüzdeki yılın listesine kendiliğinden girmeleri gerekir mantıksal olarak. Ancak bu, önümüzdeki yıl için yeni bir liste yapılmayacağı anlamına da gelmez elbette. Nitekim şimdiden yapmaya başladım da. İşte, henüz taslak durumunda olan 2017 kalkınma planım:
  1. Dava, Kafka
  2. Keçiler Dönemi, Luan Starova
  3. Cennet Kayıp, Cees Noteboom
  4. Kış Uykusu, Goli Taraghi
  5. İncelenen Hayatlar, Stephen Grosz
  6. Buzda Yürüyüş - Münih Paris, Werner Herzog
  7. Sisifos Söyleni, Albert Camus
  8. Yabancı, Albert Camus
  9. Sincaplı Gece, Cem Akaş
  10. Ne Yapabilirim, Gündüz Vassaf
  11. Babamın Tüfeği, Hiner Saleem
  12. Paris ve Londra'da Beş Parasız, Orwell
(Bu listeden de Üç Damla Kan, Keçiler Dönemi, Cennet Kayıp, İncelenen Hayatlar, Buzda Yürüyüş ve Yabancı'yı okudum. Yabancı'yı daha önce bir-iki kez okumuştum zaten, amacım bu kez Sisifos Söyleni'yle beraber okumaktı güya, ne oldu o iş!)

Dedim ya, bu liste henüz taslak durumunda. Bundan ötürü de önerilere sonuna kadar açık olduğumu belirtmek isterim. Yukarıdakilere bakılınca ne tür kitaplar okuduğum kolaylıkla anlaşılabilir sanırım.

Yazıyı buraya kadar yazıp neden öylece bırakmışım ki?
***
Eski bir alışkanlığım da nüksetmiş görünüyor bu arada. Pek çok kitabı bir arada okuyorum. Böyle olunca okuma hızı da biraz düşüyor tabii. Rüzgârın Gölgesi (Carlos Ruiz Zafón), Cam (Sam Savage), Kröyçer Sonat (Tolstoy), Hazar Sözlüğü (Milorad Paviç) ve Atocha'dan Ayrılış (Ben Lerner) şu an okuduklarım.

16 Aralık 2017

Okunacaklar

Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da okuma konusunda pek randımanlı geçmedi. Gene geçen yılki gibi bu yıl da okumalarım çok bölük pörçük oldu. Başlayıp da bitirmediğim ya da yalnızca belli bölümlerini okuduğum kitaplar çok oldu, onları saymadığım için ne kadar olduklarını da şimdi kestiremiyorum. Aslına bakarsanız hep böyleydi.

İki-üç ay önce başlayıp da yarım bıraktığım iki kitap vardı, böyle durumlarda hep olduğu gibi aklımın bir köşesini meşgul ediyorlardı (neyse ki bana özgü bir durum değil bu, psikolojide Zeigarnik etkisi diyorlar), üstelik öyle çok hacimli kitaplar da değillerdi, birini geçen gün baştan açıp okudum, öbürünü de dün elime aldım. Bir de geçen yıl bitiremediğim bir kitap vardı, on dört bölümünü okumuş, on beşinci ve son bölümünü bitiremeden evden ayrılınca öylece kalmıştı, anladım ki ben farkında olmasam da öylece duruyor aklımda, açıp o kalanını da okudum.

Bu yıl şu vakte kadar hepi topu on sekiz kitap okumuşum. Çok az. Bir ara kitap okuma orucuna girmiştim. Dergi mergi okuyordum gerçi. Bir de kütüphanelerle kitapçılarda ayak üstü okuduklarım vardı, bazen beş sayfa, bazen yirmi-otuz. Bir ara bir kitapçıda ayak üstü bir kitabın neredeyse üçte birini okudum, param yoktu, sonra alırım, dedim, ama daha sonra gelince, şansa bak, satılmıştı. Daha sonra dediğime bakmayın ama, arada şehir değiştirmiştim, nerden baksan üç ay geçmişti.

Bu yılki okumalarımın en dikkat çekici yanı, okuduğum ilk altı kitabın e-kitap oluşu. Bir gün bir arkadaşımın evinde bir kitap alıp yarıya kadarını okudum, güzeldi, birkaç gün sonra tesadüfen gördüm ki bende o kitabın elektroniği varmış, kalanını da öyle okudum. Tuhaf bir şey gibi geliyor, teknolojinin bu denli olmadığı bir devirde anlatsan insanlar yadırgardı herhal.

Yapılacaklar listeleri genelde tutmaz, bilirsiniz. Açıp listelerime baktım, 2016 için on altı kitaplık bir liste yapmışım fakat yalnızca dördünü okumuşum onların, birini de yarım bırakmışım. 2017 de farklı olmamış, yirmi üç kitaplık bir liste yapmışım ama okuduklarımın yalnızca üçü bu listeden. Niye böyle oluyor ki? Kitapların çokluğundan olsa gerek. Okunacak o kadar şey var ki. 

29 Ekim 2014

Mim: Kitaplar filan...

Blogdaşlardan Dördüncü Tekil Şahıs yaklaşık üç hafta önce beni kitap konulu bir mimle mimlemişti. Biraz gecikti, umarım kusura bakmamıştır. Hazır yeri gelmişken söyleyeyim, on yılı aşkın süredir bu blog camiasındayım, son bir yıldır gördüğüm kadar mimleme görmedim. Tam anlamıyla bir mim furyası var. Özellikle genç blogcular birbirlerini mimleyip duruyorlar. Nedenini kestirmek zor değil, blogger arkadaşlar için hem bir eğlence oluyor, hem de hazır bir yazı konusu çıkmış oluyor. Ancak, eğer kabul ederlerse kendilerine naçizane bir öneride bulunmak istiyorum. Çok mimleme blogların havasını bozuyor, konularından saptırıyor. Gerçi blog dediğin zaten özgürce yazıp çizme ortamıdır, herkes bloğunda dilediği gibi atını koşturabilir ama yine de ben böyle düşünüyorum. Böyle düşünmeme karşın, gördüğünüz gibi gene de gelen mimleri cevapsız bırakmıyorum. Bereket versin az mimleniyorum. Bunun dışında, blogger'lardan gelen her türlü soruya açık olduğumu da belirtmek isterim. 

Bu yıl bir-iki mim yazısı daha yazdım, onlarda da hep böyle girizgâhlarla konuyu biraz dağıtmıştım. Olur böyle şeyler. :) Seda'nın bu miminde altı soru var:
  • İlk hayranlığım,
  • Favori serim,
  • Favori kitabım,
  • Favori erkek karakterim,
  • Favori kadın karakterim,
  • Favori okuma saatim.
İlk hayranlığım Bıdık Ali serisi. Şaka yaptığım sanılmasın. Beş ya da altı kitaptan oluşuyordu. Ne yazık ki adlarını unutmuşum, Bıdık Ali'nin Atı'nı hatırlıyorum yalnızca, en çok onu seviyordum, sanırım o yüzden aklımda kalmış. Hatta Bıdık Ali'nin atının resmi de kalmış aklımda. Birinci sınıftaydım, okumayı geliştirmemde çok etkisi oldu. Yaşasın Bıdık Ali!

İkinci sorunun cevabı da çıkmış oldu böylece, favori kitap serim Bıdık Ali serisidir. Zaten eğer yanlış hatırlamıyorsam hayatımda Bıdık Ali ile Tombik Ali dışında bir kitap serisi okumadım. Okuyacağımı da sanmıyorum.

Favori kitabım hangisidir? Bunu bazen düşünüyorum ama belli bir kitap için, şudur, diyemiyorum. Sevdiğim çok kitap var fakat tek bir kitap için favorimdir diyemem. İlle bir ad vermem gerekiyorsa yılda bir ya da iki yılda bir okuduğum Orwell amcamızın Hayvan Çiftliği olabilir.

Favori erkek ve kadın karakterlerim yoktur, olsa bile şu an aklıma gelen birileri yok. Aslında okuduğum kitaplarda sevdiğim çok karakter çıkıyor da herhangi biri için favorim olsun dediğimi anımsamıyorum. İlle insan olması da gerekmiyor, mesela Hayvan Çiftliği'ndeki kediyi, sırf damdaki o hali için çok severim.

Favori okuma saatime gelince, galiba gündüzleri iyi okuyorum. Sabah saatleriyle ikindi üstlerini daha çok seviyorum.

Favori okuma yeriniz diye bir soru da olsaydı ya. Hadi onu da ben ekleyeyim. Kütüphanelerde çok keyiflenirim. Büyük ve sessizse kütüphane, daha bir keyiflenirim. Bir kütüphanede iki saat kitap okuyup bir çay molası verdikten sonra bir buçuk saat daha okumak gibisi yoktur. Bir de bazı sessiz ortamlı otobüs yolculuklarında okumayı çok severim. Otobüs mola verip okumamı böldüğü için hayıflandığım çok olmuştur. Elbette bir de kırlarda, bir başıma çimenlere, bir ağacın gölgesine gönlümce uzanıp okuduğum zamanlar var ki sormayın. Böyle zamanlara yılda bir, bilemedin iki kez rastlasam da tadına doyum olmaz. Bunların dışında da kitap okumayı sevdiğim yerler ve zamanlar var elbette.

Kuşkusuz eskiden okumak çok daha keyifliydi. Elimizde telefonlar, bilgisayarlar yoktu. Kitaba ayıracak daha fazla zamanımız vardı. Bakalım yirmi yıl sonra kitap okuma oranları nasıl olacak.

7 Ağustos 2014

Önerdiğim Kitaplar

Blogdaşlardan Dr. Blue son zamanlarda herkese önerdiğim kitapları sormuş. Sorması iyi oldu, zira bu konuda bir şeyler karalamayı düşünüyordum zaten. (Evet, hep böyle yazmayı düşündüğüm konular vardır kafamın bir yerlerinde. Kafamın içinde kaç yer, kaç köşe bucak olduğunu da az merak ediyor değilim hani.) Belki daha sonra yine yazarım, şimdi, biraz spontane olacak bu yazıda aklıma gelenleri yazayım bari. 

İnsanlara kitap önerme taraftarı değilim. İki nedenden ötürü. Birincisi, muhatabım eğer okuyan bir insansa doğal olarak kitaba aşinadır zaten, böylece ne okuyacağını da bilir, ona benim önermemin gereği de kalmaz. Gene de böyle bir insan yakınımsa eğer beğendiğim bir kitabı ona önerdiğim olur. İkincisi, eğer okuyan bir insan değilse ona hangi kitabı önerirsem önereyim okumayacağını, okusa bile ondan bir feyz almayacağını bilirim, bildiğim için de önermeyi gereksiz bulurum. "Neyi seviyorsan onu oku," böyle insanlara en çok söylediğim sözdür, "çocuk kitabı seviyorsan çocuk kitabı oku."

Kitap dediğin bir bütün değildir aslında. Fiziksel olarak neredeyse hepsi birbirine benzer ama içerikleri bakımından asla yan yana koyamayacağımız kitaplar vardır. Misal, bir yemek kitabıyla bir şiir kitabı, bir taşla bir tahtanın benzemesi kadar benzerler birbirine. Nasıl ki bir bakkala girdiğimizde aynı rafta gördüğümüz şampuan kutularıyla sıvı yağ şişeleri birbirlerinden bütünüyle ayrı şeylerse, bir kitapçıya girdiğimizde de aynı rafta gördüğümüz bir romanla bir sosyoloji kitabı büsbütün ayrı şeylerdir kanısındayım. Bazı insanların çay, bazılarının gazoz sevmesi gibi, kimi insanların öykü, roman, şiir, deneme, kimilerininse felsefe, sosyoloji, tarih, siyaset kitapları sevmeleri normal karşılanmalıdır. Daha da indirgenebilir hatta; tarihi roman seven insan olabileceği gibi, aşk romanı seven de çıkabilir. O vakit çay seven birine neden gazoz önerelim ki? 

Tabii, bunları genel anlamda söylüyorum. Kitap önereceğimiz insanı tanıyorsak o başka, önerebiliriz elbette. Edebiyat seven yakın bir arkadaşımıza ya da ailemizden birine pek tabii ki bir şiir kitabı, bir roman önerebiliriz.

Dr. Blue'nun sorusu üç aşağı beş yukarı yanıtını buldu sanırım. Yalnızca son zamanlarda değil, hiçbir zaman herkese önerdiğim bir kitap olmamıştır. Belki bir arkadaş sohbetinde ortaya, "Şu kitabı çok severim, herkes okumalı," yollu bir şeyler söylemişimdir. Blogda söylediğim de olmuştur. Öylesi bir durumda da benim dediğimi isteyen üzerine alınır zaten. Söz gelimi, filanca romanı çok beğendiğimi dile getirmişsem, edebiyata aşina, roman okuyan bir insan alıp okuyabilir, ben de öneride bulunmuş olarak sevap işlemiş olurum. Ancak, yukarıda da söyledim, insanlara kitap önerdiğim olmuştur, hatta, nadiren de olsa, okumayacaklarından emin olduğum insanlara bile kitap önerdiğim olmuştur, fakat herkese "kendine göre" kitaplar önermişimdir. Unutmadan, öğrencilerimi tüm bu söylediklerimin dışında tuttuğumu da belirteyim. Onlara daha çok okuma alışkanlığı kazandırma yolunda önerilerde bulunuyorum, şimdilik konumuz ayrı olduğu için üzerinde durmayacağım.

Gene de burada birkaç kitap adı sayacağım. Hepsini öneri olarak kabul edin. Cervantes'in Don Quijote'sini (daha bilinen adıyla Don Kişot) ne zamandır bir kez daha okuyasım var, umarım bu yıl bitmeden okurum. Aynı şekilde Çehov'un Bozkır'ının da tadı damağımda kalmış. Yaşar Kemal'in İnce Memed'i de koca dört cilt, vakit bulup onu da bir kez daha okusam hiç fena olmaz hani. Sait Faik hikâye ustası, hiç olmazsa Seçme Hikâyeler'i okunmalı. Deneme dendi mi aklıma Nermi Uygur gelir, tüm kitaplarını okuyup bitirmek düşüncesindeyim, bakalım, Dilin Gücü'nü çok severim, üç kere okudum galiba, yine okuyacağım. Albert Camus'nün Yabancı'sını severek okumuştum. Comtesse de Ségur'den Bir Eşeğin Anıları'nı pek çok kişiye önerdiğim olmuştur. Garip ve İkinci Yeni şairlerinin şiirlerini severim. Daha geçen gün Göğü Delen Adam adlı bir kitap okudum ve çok beğendim, blogda yazacağım zaten. Ferit Edgü'nün Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı'sını beşinci okuyuşumdu galiba. Bunların dışında sevdiğim birçok kitap daha var tabii, ancak bunlar yeter diye düşünüyorum. Bir de, görüldüğü üzere, edebiyatın dışına çıkmak istemedim. Yalnızca bir tane felsefe kitabı önereceğim, madem Sokrates'in yeğeniyim, Sokrates'in Savunması'nı da okuyun derim. 

Kalın sağlıcakla...


Üşenmedim bir de kolajını yaptım.

Sayfa başına git