30 Ağustos 2013

Köyde

Geçen kış bizim köye günübirlik bir kaçamak yapmış, o günkü maceramı da şurada anlatmıştım. Bu kez de yazın bir kaçamak yaptım. Aslına bakarsanız, yazın vakit çok olduğu için dilediğim kadar gidebiliyorum köye. Şimdi yazacağım bu kaçamağı da bir ay kadar önce, geçen ramazanda yaptım.


Yaz, bütün köylerde iş mevsimidir. Çünkü köyde temel geçim kaynağı hayvancılık ve tarımdır. Bizimki bir dağ köyü olduğundan pek tarım ürünü yetişmez, daha çok hayvancılık yapılır, koyun, keçi ve sığır yetiştirilir.


Köyün etrafı doğal çayırlıklarla doludur. Mayıs sonunda bu çayırlıklar otlanmaya kapatılır, hayvanlar yaylalara gönderilir. Bu sırada çayırlar iyice büyür, iki ay kadar sonra biçilir, toplanır, böylece hayvanların kışlık yiyeceği çıkmış olur.


Traktör otları biçer, ırgatlar da ardından tırmık ve yabalarla toplar.

Sonra, toplanan otlar balya haline getirilir. 

Traktörün giremediği yerler tırpanla biçilir.

Yemek yemek, çay içmek için eve gidip gelmek zaman alacağından, yemek ve çay "iş yerine" gelir.

İkindi molasında ırgatlar bir ağacın gölgesinde çaylarını içerken...

Oruçlular da başka bir ağacın gölgesinde dinleniyorlar.

Evde oturmaktan sıkılan İhsan Amcam da işçilerin yanına geliyor sık sık. 
Eski günlerini özlüyor.

Yaylaya çıkmayıp köyde kalmayı tercih eden aileler de var. Narin ve İrem, koyunların otlatılmasına yardım ediyorlar.

Hayvanlar en çok akşamüstü serinliğinde otlamayı sever.

Geçen baharda doğan kuzulardan erkek olanlar bir ay sonra satılacaklar, dişi olanlar ise koyun olacakları için elde tutulacaklar. Onlar da inekler gibi akşam serinliğinde keyifle otluyorlar.

Keçi, her yerde keçi... Otlamak yerine evin önünde oynamayı seçiyor.

Koyunlarda çiftleşme zamanı eylül, ekim aylarıdır. Ama bu koç vaktinden önce "yaramazlık yapmış". Böyle olunca da belli bir süreliğine cezalandırılmış.

Dağ köylerinde en önemli ulaşım aracı attır. 

Köyde çok sayıda doğal meyve de var. Dağ eriği de bunlardan biri. Özellikle çocukların çok sevdiği bir meyvedir.

Bu, geçen yıldan kalma, her nasıl olmuşsa ağaçta kalmayı başarmış bir şîlan, yani Türkçesiyle kuşburnu. 

Bu da bu yılın meyvesi. Olgunlaşmasına henüz kırk gün var. C vitamininin tahtına haksız yere portakal oturmuştur, aslında C vitamini deposu kuşburnudur. Bunlar güzün kızarınca toplanır, kurutulur, kışınsa çayı ya da şurubu yapılıp içilir. Grip ve nezleye karşı birebirdir.  

Bu, köyde doğal olarak yetişen bir elma türü. Normal boyu bu kadar. Tatlılarına rastlansa da çoğunlukla ekşidirler. Şimdi pek yapılmıyor galiba, eskiden bunların turşusu yapılırdı.

Bu da bir tür armut. Görüldüğü gibi, erik ve elma gibi armudun da boyu küçük. Çünkü hepsi de tamamen doğal. Köyümüzde bugüne dek hiç gübre ya da tarım ilacı kullanılmamış. O nedenle burada yetişen her şey bin yıl önceki gibi tamamen doğal. 

Haşhaş da köyde bol miktarda yetişen doğal ürünlerden biri. Olgunlaşmadan evvel oldukça kekre bir tadı vardır, ancak olgunlaştığında çok lezzetlidir. İlaç niyetine de yenebilir. Gördüğünüz yumruların içi toz şeker büyüklüğünde taneciklerle doludur, yenen kısmı da odur.

Eskiden başka illerden arıcılar gelirdi köye. Nedense artık gelmiyorlar. Galiba artık "çiftlik arıcılığı" yapılıyor, yani sık sık basında gördüğümüz gibi, bal laboratuarlarda üretiliyor, arılara doğal olmayan şekerler vs. yediriliyor. Kısacası, doğal mı doğal bin bir çeşit çiçek sonbaharda solup gidiyor. 

Köyümüzün florası gibi faunası da oldukça zengin. Benekli beyaz bir kelebek.

Doğada zararlı yoktur. Her canlının bir görevi vardır. Köstebek de toprağın bir biçimde nefes almasını sağlıyor. 

Yemeklerini yanlarında götüren çobanlar, çaylarını da kendileri yapar.

"Tersine göç". Bu yeğenlerim Bodrum'da yaşıyor, yazın bizleri ziyarete geliyorlar. Köy yaşamı olabildiğince ilginç geliyor onlara. 

Geçen kış da göstermiştim bunu.



Köy denince akla ilk gelen şey doğal hayattır. Doğal bir hayat da elbette her şeyden önce "doğal bir ev"de mümkündür. Köy evlerinde yaşamak gibisi yoktur. Gerçi köylülere sorarsanız buna pek yanaşmayabilirler, ama yine de şanslı sayılırlar. Her şey bir yana, şehir evlerinin, özellikle de apartmanların kasveti, sıkıcılığı, daraltıcılığı yok köy evlerinde. Büyük olsun, küçük olsun, bir tür canlılık vardır köy evinde, henüz ruhunu yitirmemiştir anlayacağınız.

4 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı beni buralardan aldı oralarda gezdirdi uzunca müddet buralara döndürmedi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolasın kardeşim, her zaman beklerim. :)

      Sil
  2. http://jardzy.blogspot.com.tr/2013/10/65-13.html. Topladim o elmalardan. Cok lezzetliydi. Gezimizin ilk bolumunun linkini verdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Jardzy. İyi gezmişsiniz buradan göründüğü kadarıyla.
      Senin sayfaya bağlantı da vereyim de tıklanabilsin. İşte burada. :)
      Sağlıkla kal.

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git