Tabaktaki yiyeceği önce eliyle kaşığa koymak,
ardından ağzına götürmek.
Dünyanın bütün çocukları başlangıçta kurallara bu kadar bağlıdır. Biz büyüklerin koyduğu kurallara. Gelgelelim, büyüdükçe onlara uymaktan vazgeçerler. Çünkü biz büyükler kendi kurallarımız'a uymuyoruz ve çocukların bu ikiyüzlülüğümüzün, yani, hem kurallar koyup hem de onları çiğnememizin farkına varmaları çok da zaman almıyor.
17 Nisan 2013
16 Nisan 2013
Kargalar ve İnsanlar
![]() |
Buğday Tarlası ve Kargalar, van Gogh
|
Kargalar soframızın ortağıdırlar. Ekmek yerler bizim gibi. Üstelik, ekmek daha tarladayken yerler. Biz de onların artıklarını yeriz bir bakıma. Kargalarla böyle "duygusal bağlarımız" olduğu hangi birimizin aklına gelir? Kargaların, biz insanlarla karşılaştırdıkta açgözlülük nedir bilmediklerine değinmiyorum hiç, birimizden birimizin aklının ucundan bile geçmez bu. Dediğim şu, hepsini yemiyorlar, payımızı bırakıyorlar. "Ekmek bulana ne mutlu!"
En azından üç dil bileceksin, demiş şair
Min kir ku ez in three languages bir şeyler yazayım, but nasıl başlayacağımı nizanim. Lets start, heminî sonu gelir. Nowadays canım zaf sıkılıyor, what to do? Ez herim xwe cihekî de bavêjim, ne yapayım, but it'll not fix the problems. İyisi mi akışına bırakmak, ne wisa?
15 Nisan 2013
Kayıt Altında
"Görüşmelerimiz, kalite standartları gereği kayıt altına alınmaktadır."Shakespeare, Dostoyevski, Hugo, Cervantes ve daha niceleri... Dünyanın altını üstüne getirselerdi, görüşme, kalite, standart, kayıt sözcüklerini bir cümlede birleştiremezlerdi.
Nasıl bir zamanda yaşıyoruz Tanrım!
14 Nisan 2013
13 Nisan 2013
12 Nisan 2013
Akil Adam
Son günlerin gözde konularından biri akil adamlık, malumunuz. Biz bu memlekette bir şeyi adamakıllı, doğru dürüst yapmayı ne zaman öğreneceğiz acaba, bunu çok merak ediyorum. Her bir şey yalap şalap yapılmak, yarım yamalak kalmak zorunda mıdır?
Bu son günlerde ortada 100 kadar kişinin adı geçti akil adamlık için. Kaç kişilik kontenjan vardı, kaç kişi seçildi, inanın hâlâ bilmiyorum. Geçen gün şöyle bir baktım adlarına, aralarında her söylediğinin altına peşinen imzamı atacak kadar güvendiğim hakiki aydınlar da var, günahımı istese vermeyeceğim pespaye adamlar da. Nasıl oluyor bu iş, diye soracaksınız. Ben de aynen böyle sordum kendime.
Benim akil adam olarak kabul ettiğim bir kişinin akilliğini falankes kabul etmiyor, onun akil dediği kişininkini de ben kabul etmiyorsam, ortada iki değişkenli bir sorun var demektir. Bir, ya o kişi gerçekten akil değildir, iki, ya da onun akil olup olmadığını anlayacak analitik düşünceden mahrumuz. Yani, her iki durumda da akil adama giren çıkan yok affedersiniz, mesele bizi bağlıyor. Ya bir bölümümüz haklı, diğer bölümümüz yanılıyordur ya da tam tersi.
Bense işe bambaşka bir pencereden bakıyorum. Bana kalırsa, bir kimsenin akil olup olmadığına bakmadan önce o kimsenin adam olup olmadığına bakılmalı. Çünkü aklın yolu birdir, akil dediğin kişi onun bunun değil, fakat tüm toplumun gözünde akil olmalıdır. Sana akil, bana değil, ne anladım bundan. Oysaki, tekmil toplumun saygı duyduğu, fikirleriyle, davranışlarıyla, yaşam biçimiyle toplumun tamamına yol göstermiş, doğruyu yanlıştan ayırmanın yolunu açmış olan, kısacası adam olan, insan olan kişinin akillik makillik gibi etiketlere zaten ihtiyacı yoktur.
Bu son günlerde ortada 100 kadar kişinin adı geçti akil adamlık için. Kaç kişilik kontenjan vardı, kaç kişi seçildi, inanın hâlâ bilmiyorum. Geçen gün şöyle bir baktım adlarına, aralarında her söylediğinin altına peşinen imzamı atacak kadar güvendiğim hakiki aydınlar da var, günahımı istese vermeyeceğim pespaye adamlar da. Nasıl oluyor bu iş, diye soracaksınız. Ben de aynen böyle sordum kendime.
Benim akil adam olarak kabul ettiğim bir kişinin akilliğini falankes kabul etmiyor, onun akil dediği kişininkini de ben kabul etmiyorsam, ortada iki değişkenli bir sorun var demektir. Bir, ya o kişi gerçekten akil değildir, iki, ya da onun akil olup olmadığını anlayacak analitik düşünceden mahrumuz. Yani, her iki durumda da akil adama giren çıkan yok affedersiniz, mesele bizi bağlıyor. Ya bir bölümümüz haklı, diğer bölümümüz yanılıyordur ya da tam tersi.
Bense işe bambaşka bir pencereden bakıyorum. Bana kalırsa, bir kimsenin akil olup olmadığına bakmadan önce o kimsenin adam olup olmadığına bakılmalı. Çünkü aklın yolu birdir, akil dediğin kişi onun bunun değil, fakat tüm toplumun gözünde akil olmalıdır. Sana akil, bana değil, ne anladım bundan. Oysaki, tekmil toplumun saygı duyduğu, fikirleriyle, davranışlarıyla, yaşam biçimiyle toplumun tamamına yol göstermiş, doğruyu yanlıştan ayırmanın yolunu açmış olan, kısacası adam olan, insan olan kişinin akillik makillik gibi etiketlere zaten ihtiyacı yoktur.
11 Nisan 2013
Tutulma
İnsan bazen tutuluyor. Sürekli veya sıklıkla yaptığı işi yapamaz oluyor. Bende de son günlerde bir tutulma var ya, nedenini anlayamadım. Şu, gazete mazetelerin bahar aylarında sayfalarını doldurmak için döşedikleri haberlerde adına bahar yorgunluğu denen şey de henüz uğramadı, neyin nesidir bu kesiklik, anlamadım ki.
Bloğa yazacak doğru dürüst bir şeyler gelmez oldu aklıma bir haftadır. Dikkat ettiyseniz boyuna resim mesim döşeyip geçiştiriyorum ben de. Böyle olunca aklıma ne geldi, biliyor musunuz?
Neden şu hepimizin tanıdığı köşe yazarlarının sık sık saçmaladığını, gerzek gerzek konuştuğunu anladım galiba. Adamlar tutuluyor. Yıllardır blog yazıyorum, bundan ötürü çok iyi biliyorum ki insan bazen tutuluyor, yazacak hiçbir şey bulamıyor. E, bunlar da insan bir yerde, tutulmaları normal, ama saçmalamaları, hezeyanlara kapılmaları, seviyeyi indirmeleri vb. ne kadar normal, onun takdirini size bırakıyorum.
Bazı köşe yazarlarının böylesi tutulma zamanları için önceden yazdıkları yazıları hazırda beklettiğini artık ilkokul çocukları bile biliyor, o bir sır değil, ama buna pek de ihtiyaçları olmuyor, burası Türkiye, şükür ki gündem her zaman züccaciye dükkanı gibi dopdolu. En rahat iş de adına spor yazarı dediğimiz insan türünde. Bir gün bir derbi maçından falan sonra elinize bir spor gazetesi alın ya da bir gazetenin spor sayfasını açın bakın, adamlar dün akşam oynanan maçın bildiğin özetini yapıyor, başkaca yaptıkları hiçbir şey yok.
Türkiye'de günlük yüz binin üzerinde satan on beş kadar gazete var. Hepsinin de sürüyle köşe yazarı var, toplasan üç yüz-beş yüz ederler ama içlerinde hakiki köşe yazarı yirmiyi geçmez, kalıbımı basarım.
Bloğa yazacak doğru dürüst bir şeyler gelmez oldu aklıma bir haftadır. Dikkat ettiyseniz boyuna resim mesim döşeyip geçiştiriyorum ben de. Böyle olunca aklıma ne geldi, biliyor musunuz?
Neden şu hepimizin tanıdığı köşe yazarlarının sık sık saçmaladığını, gerzek gerzek konuştuğunu anladım galiba. Adamlar tutuluyor. Yıllardır blog yazıyorum, bundan ötürü çok iyi biliyorum ki insan bazen tutuluyor, yazacak hiçbir şey bulamıyor. E, bunlar da insan bir yerde, tutulmaları normal, ama saçmalamaları, hezeyanlara kapılmaları, seviyeyi indirmeleri vb. ne kadar normal, onun takdirini size bırakıyorum.
Bazı köşe yazarlarının böylesi tutulma zamanları için önceden yazdıkları yazıları hazırda beklettiğini artık ilkokul çocukları bile biliyor, o bir sır değil, ama buna pek de ihtiyaçları olmuyor, burası Türkiye, şükür ki gündem her zaman züccaciye dükkanı gibi dopdolu. En rahat iş de adına spor yazarı dediğimiz insan türünde. Bir gün bir derbi maçından falan sonra elinize bir spor gazetesi alın ya da bir gazetenin spor sayfasını açın bakın, adamlar dün akşam oynanan maçın bildiğin özetini yapıyor, başkaca yaptıkları hiçbir şey yok.
Türkiye'de günlük yüz binin üzerinde satan on beş kadar gazete var. Hepsinin de sürüyle köşe yazarı var, toplasan üç yüz-beş yüz ederler ama içlerinde hakiki köşe yazarı yirmiyi geçmez, kalıbımı basarım.
10 Nisan 2013
9 Nisan 2013
8 Nisan 2013
Eşeklik vs. Adamlık
![]() |
| © Ben Heine Eşeğe altın semer de vursan, gözüne gözlük de taksan eşek yine eşektir. Ama insanın sırtına bir takım elbise geçirmeyegör hemen beyefendi oluverir. Kimine iyi, kimine kötü? Varın siz karar verin. |
Gezgin
İsfahan'a vardığımda kara koyunun mu ak koyunun mu tarafını tuttuğumu sordular. Etinin yumuşak olması şartıyla benim için fark etmeyeceğini söyledim. İranlıların o sıralar Akkoyunlu ve Karakoyunlu diye ikiye ayrıldığını bilmek gerekiyordu. İki tarafla da alay ettiğim sanıldı; daha kentin kapısında başımı fena halde belaya sokmuştum; koyunlardan kurtulmak bana yine bir kucak altına mal oldu.Voltaire, "Scarmentado'nun Seyahatlerinin Öyküsü", Micromegas.
7 Nisan 2013
Pazar Serzenişi
Bu Microsoft Word de ne acayip program. İkide birde kelimelerin altını çiziyor. Bazen cümlelerin altını çizdiği de oluyor. Bir yüklemsiz tümce yazmayagör, anında uyarı geliyor. Bazen de yazılan cümle çok uzunsa uyarı veriyor. Ufak tefek hataları kendiliğinden düzelttiği de çok olur hani.
Teknoloji... İnsan hayatını kolaylaştırmak için bu kadar emre amade bir disiplin daha var mıdır acep? Nerede o eski daktilolar. Pabuçları dama atıldı atılalı o leziz tuş şakırtılarından da mahrum kaldık. Bir de satırın sonuna gelindikçe uzamış olan kolundan tutup tekrar içeri sokulması yok muydu, aklımı başımdan alıyordu vallahi.
![]() |
| via |
5 Nisan 2013
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























