26 Mayıs 2014

Sararmış Bir Rüyaya Yolculuk

İlginç bir rüya gördüm. Hem de çok ilginç. Dinleyin bakalım, hayır mı şer mi? 

Her şey bitmiş, yeryüzü denen yaşlı gezegen görevini tamamlamış, kıyamet kopmuş ve hesap günü gelip çatmış. Hepimiz öte taraftayız. Dünya kurulalı beri ne kadar insan yaşamışsa hepsi orada. Ben hariç herkes vereceği hesabın derdinde. Bense büyük bir merakla oraya buraya soruyorum: "Tüm bu insanlar neye göre dizilmişler buraya?" Kimse cevap verme taraftarı değil. Kimisi yüzüme bile bakmıyor. Ara sıra, "Biz düşmüşüz can derdine, senin takıldığın şeye bak," diye serzenişte bulunanlar çıkıyor. Ama ben vazgeçecek gibi değilim. Sordukça soruyorum. Az da olsa sorumu yanıtlayanlar çıkıyor. Sıralamanın yaşama sırasına göre yapıldığını savunanlar da var, rastgele yapıldığını söyleyenler de. Herhangi bir sıralama olmadığını iddia edenler de yok değil. Ben böyle dolanıp dururken yaşlıca bir adam koluma yapışıyor. Olabildiğince sakin. Benden bile. Hiçbir kederi, tasası yok. Kafamdaki soruyu biliyor. "Adem babamızla Havva anamızdan başlayarak dünyada ilk yaşayandan son yaşayana kadar bir sıralama yapılmış ve şimdi burada, bu uçsuz bucaksız alanda hepimiz ona göre dizilmiş bulunuyoruz," diyor ve kolumu bırakıp gidiyor. Hayretle ardından bakakalıyorum. 

Nereden geliyorsa, aklıma dayım Sokrates'i arayıp bulmak geliyor. Benden 2400 yıl önce yaşamış dayım Sokrates. Derhal onun zamanına gitmeliyim. Ama benden önce yaşamış olanlar ne tarafta, önce onu öğrenmeliyim. Kalabalığın arasında oradan oraya savrulup bunu soruyorum bu kez. Nihayet doğru söylediği her halinden belli, kendinden emin yaşlı bir kadından bunun da cevabını alıyorum. "İlk yaşayanlar doğuda, sonra gelenler batıda," diyor kadın. Böylece benden önce yaşamış olanların bana göre doğuda olduklarını öğrenmiş olarak o yöne gidiyorum. Bir müddet gittikten sonra birine soruyorum: "Siz hangi zamanda yaşadınız?" 1992, diyor. Daha epey var o halde, deyip ayrılıyorum. İki saat yürüdükten sonra bir kez daha durup birine soruyorum, o da 1940'ta yaşamış. Demek ki Sokrates'in zamanına gitmek için epey var. Bu arada meydan ana baba günü. Görevli melekler durmadan isim okuyorlar, sırası gelen gidip hesap kürsüsüne oturuyor. İçimden, nasıl olsa sıra bana kolay kolay gelmez, diyerek boş boş oturacağıma koyulduğum işi tamamlamanın daha iyi olduğuna kendimi inandırıyorum ve ne kadar sürerse sürsün dayım Sokrates'i bulacağıma dair kendime söz veriyorum. Akşama kadar yürüyorum. Yorulup biraz soluklandıktan sonra yine birilerine soruyorum hangi zamanın insanı olduklarını. Bu kez sorumu iki çocuk yanıtlıyor. 1500'lerde yaşamışlar. Gece boyunca yürürsem sabaha değin epey yol kat edebileceğimi biliyorum. Öyle de yapıyorum. Devam ediyorum yoluma. Gece boyunca yürüyorum. Her yer insan kaynıyor. Tanrım, bunca insan dünya denen o gezegen de mi yaşadı! Hayret ki ne hayret! Göz alabildiğine insan var, başka da bir şey yok. Sabah olunca bir kez daha dinlenmem icap ediyor. Duruyorum biraz. O sırada da yine yanımdan gelip geçenlere soruyorum. Ama hep olduğu gibi cevap almak çok zor. O kadar zor ki anlatamam. İnsanlar nasıl da yanıp tutuşuyorlar. Herkes vereceği hesabı düşünüyor. Neyse ki ısrarlı tutumum yine sonuç veriyor ve birinden 900'lü yıllarda yaşamış olduğunu öğreniyorum. Bu kadar yol kat ettikten sonra geri dönüş yok artık. Yolumu aynı kararlılıkla sürdürüyorum. O günün akşamına kadar yürüdükçe yürüyorum. Nihayet güneş batınca bir kez daha biraz dinlenmek için duruyorum. Ve yine sormaya başlıyorum insanlara. Bu kez şaşılacak şekilde ilk sorduğum kişi hemen cevap veriyor soruma. Genç bir adam. O da benim gibi gamsızın biri. Gençliğine doyamadan ölmüş. Sahi, söylemeyi unuttum, burada herkes dünyada öldüğü yaşta. Yani kim dünyadan hangi yaşta göçtüyse burada o yaşıyla duruyor. Genç adam sorumu cevapladıktan sonra biraz tutmak istiyor beni, Milattan Önce 12 yılında ölmüş, belli ki dertleşmek istiyor. Ama ben ne yazık ki buna zamanım olmadığını, belki dönüşte kendisiyle iki çift laf edebileceğimi söylüyorum. Aynı zamanda heyecanlanıyorum da, zira Milattan Önce 12'de ölmüş olanların yerinde bulunduğuma göre Hz. İsa'nın çok yakınında olmalıyım. Geri dönüp birkaç dakika yürüyorum. Ve birine, İsa buralarda mı," diye soruyorum. Hayır, diyor, İsa göğe yükselmişti ve hâlâ gökte duruyor. İyi ama, diyorum, zaten burası gök değil mi? Hayır, diye yanıtlıyor beni, gök aşağıda. Şaşırmaktan başka bir şey gelmiyor elimden, oradan ayrılıp yoluma devam ediyorum. 

Hiçbir şey düşünmeden yürüyorum. Çok yaklaşmışım, hissediyorum. Onca yol teptim, Millattan Önce'ye geldim. Az kaldı! Gece yarısına kadar yürüdükten sonra durup insanlara sormaya başlıyorum hangi zamana ait olduklarını. Fakat bu kez cevap almak olabildiğince zor oluyor. Neredeyse bir saat boyunca sorup duruyorum. Sonunda orta yaşlı bir kadından alıyorum cevabı. Milattan Önce 320'li yıllardaymışım. Evet, işte gerçekten çok yaklaşmışım Sokrates'e. Yorgunluğuma bakmadan yürümeye devam ediyorum. O andan itibaren artık hem yürüyor hem de soruyorum kalabalıklara hangi zamana ait olduklarını. Yine aynı, mahşeri kalabalıklar can derdine düşmüş, kimse beni duymuyor bile. Birinin ağzından bir cevap almak için kendimi paralıyorum. Ama bereket versin, bu kez de soruma bir cevap bulabiliyorum. Bulunduğum yer Milattan Önce 400'lerin hemen başıymış. Bunu öğrenir öğrenmez heyecandan az kalsın olduğum yere yığılacak oluyorum. Kendimi çabuk toparlıyorum ama. Şansa bak, sakin, sessiz oracıkta duran bir adam çarpıyor gözüme o sırada. Derhal yanına gidiyorum. Ben daha merhaba demeye fırsat bulamamışken adam, "Selam," diyor, "ben Sanzio." Adını duymuş olduğuma eminmişçesine söylüyor bunu. "Hangi Sanzio," diye soruyorum. "Rafaello Sanzio," diyor. Tanıyorum. Evet, adını elbette biliyorum. Ne var ki şaşırıyorum ve bu şaşkınlığımı belli ediyorum: "Evet ama siz bu zamanda yaşamadınız ki." Kararlı, yüzünde de hafif bir alaycılık, cevap veriyor: "Evet ama sen de bu zamanda yaşamadın." Sahiden de öyle; neredeyse kim olduğumu unutacağım. O kadar da yorgunum ki. 

Rafaello'ya Sokrates'i soruyorum. Yüzüme bakıyor bir müddet. Sonra gülümsemeye başlıyor. Gülümsemesi sesli bir gülüşe dönüşüyor yavaş yavaş. Sonra da bir kahkaha koyuveriyor. Benim afallamış suratımın rengini görünce dindiriyor kahkahasını ve bana şunları söylüyor: "Yahu, Sokrates hiç yerinde durur mu? Onca zaman tanıyamamışsın onu. Kim bilir şu an nerede, hangi zamanın insanlarıyla beraber." Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemiyorum. Bunca yolu teptiğime, bunca yorgunluğuma mı yanayım, Rafaello'nun benimle dalga geçmesine mi? Bilemiyorum. O an ne yapacağımı, ne edeceğimi kesinlikle bilemiyorum. Bir an önce oradan ayrılmanın iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Ve düşündüğüm gibi, hoşça kalın, deyip dönüyorum. Amacım Rafaello'nun gözünün önünden ayrılıp biraz dinlenmek, sonra da gerisin geri kendi zamanıma dönmek. Başa gelen çekilir, yapacak bir şey yok. 

Ben tam gözden kaybolacakken Rafaello ardımdan sesleniyor: "Hey adamım, Sokrates'i bulursan çok selamlarımı söyle." Yüzüme yalancı bir gülümseme yerleştirerek, peki, anlamında kafamı sallıyorum hafifçe. Bunu görünce bir şey daha ekliyor Rafaello: "Sana bir şey diyeyim mi dostum, senin kurguladığın bu rüyaya kimse inanmaz, benden söylemesi."

13 yorum:

  1. nasıl bi rüya bu böyle uzun metrajlı film.arada bizide arasaydın iyiydi ha ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müdür, dünyada sabah akşam yanımdaydın zaten, kıyamette de mi senden kurtuluş yok? :))

      Sil
  2. Son cümleyi okuyana kadar ne kadarı kurgu bu rüyanın diye düşünüyordum.
    Ayrıca ilk cümleyi çok beğendim. "İlginç bir rüya gördüm" Bu aralar okuduğum kitaplarda da "Hayat güzel, Hazel Grace" gibi çok mühimmiş gibi görünmeyen ama okuduğum şeyi bana hissettiren cümleleri seviyorum.
    Rüyan hayrolsun inşallah, niyetine güvenmediklerine anlatma sakın :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Şenay, hoş geldin. Tamam, sözünü dinleyeceğim ve her önüme gelene anlatmayacağım. Zaten anlatmıyorum da. :))

      Rüyayı "gördüm" görmesine de şimdi sıra birine yorumlatmakta. Ben de çok etkilendim rüyamdan, nedir acaba? :P

      Sevgiler...

      Sil
  3. Bence keyifli daha nice öykü yazacağınıza ve bizim de okuyacağımıza delalet ediyor:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam semiaa, hoş geldin. Teşekkür ederim, teveccühün. :)

      Sil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşmeyeli nasılsın Aze? Ben hayırlısıyla daha çok rüya göreceğim, bekleyin siz. :))

      Sil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiz, yaşayıp gidiyoruz bizden önde olay hayatı. :) Bakalım, hep o mu önde gidiyor, bazen biz de öne geçiyor muyuz. Belki de bir zaman gelir yan yana gideriz. Kim bilir.

      Sil
    2. Bir " şeyle "yanyana yürümenin nesi güzeldir bilir misin?

      Sil
  6. Ben derim; Her şeyden önce zordur bir şeyle yanyana yürümek. Her yiğidin harcı değildir. Güzel tarafı; yanyana yürümeye çalışma çabasıdır...

    YanıtlaSil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git