20 Mart 2014

Serçelerin günü

Sabah kalktığımda yerde bir diz boyu kar olduğunu gördüm. Oynamak için hemen dışarı fırladım. Belki kardanadam da yapardım. Çok küçüktüm. Karda oynamayı seven çocuklar hiç üşümezler. Hiç üşümezdim sahiden. Kendimi sırtüstü, kol ve bacaklar açık, karların üstüne bıraktım. Sonra kalkıp fotoğrafıma baktım, evet, biz buna fotoğraf çektirmek diyorduk. Yerde bıraktığım iz beni eğlendirmişti. Bir kez daha yapmak istedim. Yine kendimi karın yumuşaklığına bıraktım. Sırtüstü. İşte o anda direkten bizim eve giden elektrik telinin üstünde bir dünya serçe kuşu gördüm. Hepsi benim olsa, diye geçirdim içimden. Geçirmekle de aklıma bir hinlik geldi. Bütün o kuşları yakalayacaktım.

Derhal işe koyuldum. Yarısını tandırhane, yarısını odunluk olarak kullandığımız bir yer vardı, hemen evimizin önünde. Kapısını açıp içeri girdim. Pencereyi kapattım. Oradan çıkıp kümese yöneldim. Tavukları dışarı saldım. Yerdeki karı görünce onlar da şaşırdılar. Koşuşup geldiler ve odunluğun içine doluştular. Ben de girdim içeri. Tavuklara yem olarak kullandığımız buğday torbasının ağzını açıp elimi içine daldırdım. Bir avuç getirip önlerine döktüm. Büyük bir iştahla gagalamaya başladılar. Bunu gören kuşlar tellerin üstünde heyecanlandılar. Onların da karnı açtı çünkü. Kar her yeri kapatmıştı, yiyecek bir şeycikleri yoktu. Açlıklarını nasıl gidereceklerini düşünüyorlardı.
.
Bir ip dolanmıştı ayağına ve ağaca takılmıştı.
Çırpınıp duruyordu garibim. O sırada ben de
elimde makinem, tarihi bir mekânın fotoğrafını
 çekiyordum. Çözdüm, fotoğrafını çekip
bıraktım. Sevinci görülmeye değerdi. (2007).
Odunluğun kapısının arkasına saklandım. Ben gözden kaybolur olmaz serçeler gelip tavukların arasına karıştılar. Birkaç saniye içinde onlarca kuş birikti önümde. Zavallılar, o kadar acıkmışlardı ki beni fark etmiyorlardı. O sırada ben yaptım yapacağımı. Kapıyı birden kapadım. Kapamamla içeride bir hengâmedir koptu. Paniğe kapılan serçeler uçuşmaya başladılar. Tavuklar da boş durmadılar tabii, bir yandan gıdaklayıp bir yandan birbirlerini ezmeye koyuldular, ortalığı büyük bir velveleye verirken tozu da dumana kattılar. Korkuyla uçuşup duran kuşlar havada bir iki dönüp durduktan sonra pencereye yöneldiler. Kapalı olduğunu görünce korkuları daha da arttı. Benimse elim ayağım birbirine dolanmıştı. Kuşların çokluğundan hangisini yakalamaya çalışacağımı bilemiyordum. Tek bir kuş olsa belki hiç heyecanlanmayacaktım. Oysa şimdi o kadar çok kuşum vardı ki sayısını bile bilmiyordum. Bu da beni fazlasıyla heyecanlandırıyordu. Ne yapacağımı düşünürken kuşların hızla azaldığını gördüm. O da ne! Tandırhanenin bacasını kapatmayı unutmuştum. Kuşlardan birinin bacayı görüp kendini dışarı atmasıyla hepsi birbirlerinin ardı sıra, dışarıya doğru çekilen bir ip misali kaçıp kurtuldular. Tekini yakalamayı başaramamıştım.

Bütün olup biten bir dakika sürmemişti. Kuşlar gittikten sonra yerimde kalakaldım. Tavuklar da sakinleştiler. Ortalık duruldu. Hayıflandım. Daha demin onca kuşum varken şimdi bir tane bile yoktu. Çaresiz, dışarı çıktım.
***
Üstünden hiç geçmemişse yirmi beş yıl geçmiştir. O gün korkuttuğum onca serçenin hepsi muhtemelen çoktan ölmüştür. Umarım mutlu bir yaşam sürmüşlerdir.

***

Facebook'ta gördüm, Atlas Dergisi paylaşmış; Doğa Derneği'nin hazırladığı bir afiş, bugün Dünya Serçe Günü'ymüş. Bu dünyada serçelerin de bir günü olduğunu şimdi, şuracıkta öğrendim. Bir yandan tuhaf geliyor insana, bir yandan olağan. Bir yandan da seviniyor insan elbette. Tuhaf geliyor, çünkü dünya o kadar "insanlaştırılmış" ki, geriye kalan her şey; dağlar, denizler, ormanlar, türlü türlü hayvanlar, başrolünde insanın bulunduğu bir filmde birer figüran olarak bile kabul görmüyorlar. Bugünkü dünyaya kocaman bir insan portresi dersek, ne yazık ki doğa bu portrenin arkaplanındaki belirsiz karaltılardan başka bir şey değil. İşte böyle bir ortamda, Dünya Serçe Günü adlı bir günün de olduğunu bilmek ister istemez biraz tuhaf geliyor. Öte yandan, dediğim gibi, olağan da görünüyor. Şu günü, bu günü, bilmem ne saçmalıklar günü gibi bin bir çeşit günün olduğu bir zamanda varsın serçelerin de bir günü olsun. Ve elbette bu çok sevindirici bir şey. İnsanlarla ilintili özel günlerin hep yapmacıklı bir tarafları olur, yığınlara para harcatmak için yapılan reklamlardaki yalancı duygusallıklar falan örneğin... Oysa serçelerin gününde kime, neyin reklamını yapacaksın? Bundan dolayı serçelerin günü gerçekten özel bir gün. Balıkların günü de olsa keşke. Belki de vardır.

Sunay Akın'dan bir şiirle bitirelim:
.
via
Serçe

Ayak izleri
ki görülmez
kar kelimesinin
geçtiği her şiirde
yiyecek arayan
serçenin

7 yorum:

  1. Neyseki tandırhanenin bacası açıkmış, yoksa bir travma olarak kalabilirdi çocukluğunuzdan yetişkinliğe uzanan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O yüzden bu kadar rahat yazıyorum ya. Hatta biraz da gururlanıyorum; onları yakalayamamış olmayı belli ki bir marifet sayıyorum. :)

      Nasılsın semiaa?

      Sil
  2. Nasılım, hiç emin değilim, hapşırmaya başladığıma göre, bahar da geldi demektir, bu güzel güneşli günlerde, biraz kaygılı, biraz şaşkın günlerin gelip geçmesini izliyorum sanırım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahar geldi, evet. Kaygılardan kurtulmak için iyi bir bahane olabilir. Şaşkınlıklara gelince, ben neden hiçbir şeye şaşıramıyorum, söyler misin, var mı bir fikrin?

      Sil
  3. Ne tesadüf ben de yeni kuşlu yazı yazmışken kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Bucera. Hoş geldin.

      Sil
  4. Ben de is yerlerimde cok besledim serceleri. Evde pek mumkun olmuyordu. Ama bu ev bahceye bakiyor. Kumrular acikinca cama vuruyor. Serceler de sebepleniyor onlarin yemlerinden.
    Serce = urkekl degil midir?

    YanıtlaSil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git