10 Temmuz 2014

Çorba

Sabah kalkıp ülke ve dünya gündemine göz atınca insanın içi kararıyor. Nasıl kararmasın? Bir tane olumlu haber varsa yanında yüz tane de olumsuz haber var. Şurada savaş, orada yıkım... Şu şunu dedi, bu bunu dedi... Düşünüyorum da, epey sağlıklı bir beynimiz var galiba; tahmin ettiğimizden çok daha sağlıklı. Çünkü efendim, ortalama bir beyin böylesi bir gündemde en fazla altı ay dayanabilir. Ama biz toplum olarak yıllarca dayanabiliyoruz, dayanacağız.

Televizyon izlemeyi 2002 yılında bıraktım. O tarihten önce düzenli olarak izlediğim diziler vardı herkes gibi. Pazar günleri Formula 1'i hiç kaçırmazdım. Hatta cumartesileri sıralama turlarını bile izlerdim çoğu kez. Sonra, haberler, maç özetleri, klipler, filmler falan. Ortalama bir memleket insanından farkım yoktu. Televizyon milyonların hayatını yönlendirdiği gibi benimkini de yönlendiriyordu. Televizyonda gördüğümüz kıytırık bir meseleden saatlerce konuşabiliyorduk. Televizyon izlemeye ayırdığım süre gün be gün azaldı. Bugün neredeyse hiç izlemiyorum. Evde açık olunca bile farkında değilim çoğu kez. 

Eşe dosta oturmaya, misafirliğe falan gittiğimde her evde aynı manzarayla karşılaşıyorum. Televizyon muhakkak açık oluyor. Ev halkı da izliyor. Hele hele o saatte bir dizi varsa, herkes sus pus olup gözünü ekrana dikiyor. Misafirlik kavramının da içi boşalıyor böylece.

87 yaşındaki bir akrabamla konuşuyordum geçen gün. Eski devirlerden söz açıldı. "Bugünle o günü nasıl karşılaştırıyorsun" diye sordum, "sizin yaştakiler hep eskileri özleyip duruyorlar. Bugünün hiç mi yok olumlu bir yönü?" Verdiği cevap olabildiğince düşündürücüydü: "O zaman açtık, karnımız doymuyordu doğru dürüst, ancak şunu bil ki, o günün açlığını bugünün bolluğuna değişmem."

İnsan, dünya döndükçe birbirine ihtiyaç duyacaktır. Aslında yalnızca insan da değil, tüm canlılar birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Bir ağaç bile bir başına uzun süre yaşayamaz. Binlerce yıldır doğayı egemenliği altına alma çabaları içinde olan insanoğlu bu çabaları sonucunda bugün epey yol kat etmiş, epey başarı sağlamış bir noktada bulunuyor. Bugün bir insan tek başına uçağa atlayıp dünyanın en uzak noktasına gidebilir. Eskiden mümkün müydü böyle bir şey? Yakın mesafelere bile kervan kervan gidiliyordu. Eskiden dermansız dert denen hastalıkların bugün esamesi bile okunmuyor. Zamanla bilim gelişti, teknoloji doğdu. Önce pek çok şeyi, sonra da hemen her şeyi üretti insan. Yollar yaparak mesafeleri kısalttı, köprüler yaparak ırmakları, hatta denizleri aştı. Olanaksız gözüken pek çok gereksinimin giderilmesi zamanla çocuk oyuncağına dönüştü. Böyle olunca da insanlar gereksinimlerini tek başına giderebilecek duruma geldiler. Ve işte tam da bu noktada insanların yalnızlaşmasının yolu açıldı.

Yirminci Yüzyılda pek çok şey yapıldı yapılmasına, gene de hiçbir şey televizyonun yaygınlaşıp kanalların çoğalması kadar etkili olamadı insanları yalnızlaştırmakta. İnternet ise bu konuda deyiş yerindeyse öldürücü darbe oldu.

Bugün dönüp baktığımızda, insan ilişkilerinde bin yıl öncesine oranla devasa bir farklılığın olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Arkadaşımla konuşuyorduk geçen gün, "Amerika'da artık yol sorma, yön sorma yok," diyordu, "gideceğin yeri akıllı telefonundan elinle koymuş gibi buluyorsun." Böyle bir şeyin olacağını değil bin yıl, yüz yıl önce desen kim inanırdı? Demek ki bugün bizim de inanmayacağımız, aklımıza bile gelmeyen şeyler gelecekte gerçekleşecek. Kim inkâr edebilir bunu?

Peki, gelecek daha mı iyi olacak, daha mı kötü? Bazılarına göre daha iyi, bazılarına göreyse daha kötü olacak. Örneğin, yukarıda sözünü ettiğim akrabam gibi düşünürsek, elbette daha kötü olacak. Çünkü ona göre bugün geçmişe göre daha kötü. Gidiş de aynı gidiş olduğuna göre doğal olarak gelecek de bugünden daha kötü olacak. Ancak bu fikre itiraz edilebilir tabii. Mesela, ortalama yaşam süresinin geçmişte kırk-elli yılken bugün seksen yıl olması kanıt gösterilebilir. Geçmişte çaresi olmayan bir hastalığın bugün basit ilaçlarla giderilebiliyor olması da. Bir kanser hastası düşünün, gelecekte kansere de çare bulunacak olması ihtimaline bakıp elbette, gelecek daha iyi olacak, diyecektir. Gelgelelim, bunun gibi tekil örneklere değil de, meseleye bir bütün olarak baktığımızda iş değişiyor. Tokyo'da 35, Meksiko'da 21 milyon insan yaşıyor. Bununla birlikte, insanların en yalnız olduğu yerler de metropoller.

Başa dönelim. Bu coğrafyanın havasından mıdır, suyundan mıdır bilemem, insanları yorum yapmayı çok severler. Facebook'u açıyorsun, en basit bir konuda sürüyle yorum yapılıyor. Herkesin her konuda söyleyecek illa ki bir sözü var. Sanki olmak zorundaymış gibi. Adına susmak denen erdem unutuldu neredeyse.

Gündeme bakınca insanın moralinin bozulmaması elde değil. Üstüne bir de bu gündeme sözünü ettiğim bini bir para sürüyle yorumu da boca edin, sonra da sağlıklı bir zihnim var deyip ortalıkta dolaşın dolaşabilirseniz.

Dünyamız çorbaya dönmüş. Benim görebildiğim bu.

8 yorum:

  1. ne güzel anlatmışsın,okurken başımı sallayıp durdum öne arkaya
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Havva. Beğenmene sevindim. Sevgiler...

      Sil
  2. Bugünlerde bende "yorumlar" üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum...
    Ne kadar önemli oldu "yorumlar" hayatımızda. Artık neredeyse bir filmin yorumuna bakılmadan filme gidilmez oldu mesela, ya da kitap sitelerinde birileri o kitaplar hakkında ne demiş ona bakılır oldu. Bakınız; " rottentomatoes", "ekşi sözlük". Eskiden bu işi gazeteler yapardı. Bence de doğru gazetecilik, doğru röportajlardan ve haberin farklı- doğru yorumlanmasından geçer. Haberi sunmak ajansların işidir. Şimdi ise bu işi herkes yapıyor sanki. Şurada dahi, birileri bir kitabı beğendi diye okumak istemiyor muyuz?.
    İnsanlar birbirini bu bağlamda daha fazla etkiler oldu. Hemen her konudaki trendler ekonomileri yönetir oldu. Bu anlamda bazen" diren akıl sağlığım" diyoruz, bazen de "herkes" trendinin peşine takılmış buluyoruz kendimizi... Denge! Bence hayatın gizi denge galiba.
    Yazıda çok hak verdiğim nokta: Evet, biz millet olarak o kadar seviyoruz ki konuşmayı :-)
    Her konuda fikrimiz var. Her konuda uzmanız. Her şeyden anlıyoruz. Mutlaka bir şey söylemeliyiz.En son ve en haklı şekilde biz söylemeliyiz,amma velakin iş eyleme geldiğinde herkes, hiç kimseye dönüyor. Ben bir yıla yakın yurt dışında yaşadım, ve FB 'u takip ederken uzaktan dikkatimi çeken en belirgin şey bu olmuştu: "çok konuşuyoruz". Kahve kültürümüz FB 'ta devam ediyor. Bilip bilmeden atıp tutuyoruz hep...

    Dünyanın iyiye ya da kötüye gidip gitmemesi ile ilgili; ben bu tartışmayı anlamlı bulmuyorum çok fazla. Dünya hiç bir çağında daha iyi ya da daha kötü değil bence. Sadece farklı. Dünya çıldırmıyor, sadece değişiyor. Bizde çağımızda neyse onun avantaj ya da dezavantajlarına sahibiz. Geçmişte ya da gelecekte olmayı düşündüğümde hep "fly effects" teorisini düşünür ve en iyisinin "şimdi" olduğuna karar veririm genelde...

    Yazı oldukça iyi derlenmiş, güzel değerlendirmeler var, söylenecekte çok şey var ama fazla uzatıp, yorumu abartmayayım :-)

    TV olayı da ne komik değil mi? Bazen ben rastlarım; birden bir şey olur TV kapanır, ya da elektrikler kesilir, insanlar bakakalır birbirine, ne konuşacaklarını şaşırırlar.

    Teknoloji... İnsan ırkı yok olana kadar gelişecektir. Bu net. Ben hep inanırım ki; hayal edilebilen her şeyin gerçeğe dönüşme ihtimali vardır. Bir şey icat edilmeyecekse, hayal edilmediği içindir diğer anlamıyla. O yüzden bir gün ışınlanma yolu ile seyahat edileceğine eminim ben mesela.
    Keşke görebilseydim :-)

    Sevgilerimle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar Aze. Bu yoruma ben iyisi mi yarın cevap vereyim, zira gece gece kafam yeterli gelemeyecek büyük ihtimalle. Üstelik üst üste iki belgesel izledim.
      Şimdilik sevgiler...

      Sil
    2. Bir kez daha merhaba Aze. İyisi mi sen bloğuna yorumlarla ilgili bir yazı yaz, ben de yorum yapayım, olmaz mı? :))

      Bilgi çağında yaşıyoruz ya, oramızdan buramızdan bilgi fışkırıyor. Böyle olunca da insanlar bu bilgi denizinde seçmeci davranıyorlar sanki, nasıl olsa bilgi çok. Eskiden ben ansiklopedi karıştırırdım mesela, hem de saatlerce. Şimdi sağ olsun Wikipedia'mız var; say ki yüzlerce cilt ansiklopedin var.

      Tabii, bilgi denizi diyoruz ama, çokluk insanlar bu denizde nasıl yüzeceklerini de bilmiyorlar. Şöyle temiz bir kumsalda, masmavi sulara girmek var, kirlenmiş bir kıyıda girmek var; deniz aynı deniz ama su farklı, yer farklı vb. Demem o ki, bilgisi sağlam olmayanın yorumu da sağlam olmayacaktır doğal olarak. Çünkü bilgisiz yorum olmaz. Ama yok yok, bizim memlekette o da olur, zaten işte biz de ondan söz ediyoruz.

      Yorumun geri kalanını da sonra cevaplayalım. Bizde böyle, parça parça. :))
      Sevgiyle...

      Sil
    3. Bak ya, silmiş kelimemi:-) Tembel olacaktı o, Tembel !

      Sil
    4. Valla ben silmedim. Zaten Blogger'da yorumlara müdahale edilemediğini biliyorsun.
      Ben de düşündüm ama bulamadım ne demek istediğini. :))

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git