6 Nisan 2015

Saksağanların Evi

Başlangıçta sevmemiştim bu kütüphaneyi. Küçük görünmüştü gözüme. Şimdiyse gün geçtikçe sevmeye başladığımı fark ediyorum. Baharın geliyor olması bunda etkili oldu. Zira pencereden dışarısı çoktan yeşillenmeye başladı bile. Bir kütüphanenin doğal olması gerektiğini hep düşünmüşümdür.

Göz kararıyla yirmi beş metre uzunlukta, on metre genişlikte bir kütüphane bu. Her iki uzun duvarı baştan başa pencereyle kaplı. Salon tam ortadan uzunlamasına ikiye bölünmüş; bir yanı kitap bölümü, öbürü çalışma salonu. Kitap bölümünde hiç de göz alıcı olmayan, içlerindeki kitapların özensiz, özverisiz dizildiği her halinden belli raflar var. Çalışma bölümündeyse birbirine paralel iki sıra masa. Yanlış saymadıysam her sırada on masa var. Her masada da dört sandalye.


Salonun en sonunda, pencerenin dibindeki masadayım. Camın hemen öte tarafında da kışın olanca ağırlığını üstünden atmış, çiçeklenmek üzere olan bir akasya ağacı ve üstünde de bir saksağan yuvası var. Makinam yanımda olsa fotoğrafını çekerdim elbet. Yuvanın sahipleri, sevimli iki saksağan beş-on dakikada bir gelip gidiyorlar. Mutlu oldukları her hallerinden belli. Hayatı sevdikleri, olduğu gibi kabul ettikleri de. Dişi olan yakında yumurtlayacak, belki yumurtlamaya başlamıştır da, yumurtalarını tamamlayınca kuluçkaya yatacak ve üç hafta içinde yavruları doğacak. Civcivler çıkana kadar ağaç da enikonu yeşermiş olacak, bir zaman sonra da saksağanların evi, akasya yapraklarının içinde kaybolacak. 

Kim bilir bu saksağanlar kaç zamandır burada yaşıyorlar? Belki de ana-babalarından kaldı bu yuva onlara, kim bilir? İçeride kitap okuyan, çalışan bunca insana bakıp bakıp neler düşünüyorlar kim bilir? Kitap okumak istiyorlar mıdır onlar da?

Saksağanların yuvasına bakıyorum... Türlü türlü şeyler geçiyor kafamdan. Hayat ne anlaşılmaz bir sistem... Zaman ne akıl sır ermez bir sistem... 

Yanı başımda da Poe'nun 69 haziranında basılmış eski bir kitabı duruyor. Bir saksağanları, bir Poe'yu düşünüyorum. Yaşam çok ilginç. Bahar da geldi gelecek.

10 yorum:

  1. Doğru söylüyorsun, yaşam çok ilginç.
    Kütüphanelerde bazı aksaklıklar olsa da Allah başımızdan eksik etmesin kütüphaneleri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Allah daha çok kütüphane versin. :)

      Sil
  2. Dogu Anadolu'dayken her sabah en az bir saksagan gorurdum. Gun guzel gececek derdim. Iki gorunce daha da guzel gececek derdim.
    Alakargalar pek guzeldir. Bana ayrica guzel gunlerimi hatirlatirlar.
    Bugun Ankara Izmir kokuyordu. Iyot da koksaydi, delirirdim. Geldi bahar, geldi. Ne guzel!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğu Anadolu'da bol oldukları söylenir ama burada daha çok var sanki. Ne yana dönsem saksağan. Meclisin bahçesinde de saksağanlar gördüm, keşke orada sadece saksağanlar olsaydı. :)
      *
      Ankara'nın kışı çok serttir derlerdi, pek de dedikleri kadar yokmuş, fakat bahar biraz nazlanıyor mu ne, gelecekse gelsin artık. :)

      Sil
    2. Ben ucaktan bir indim, her yer kara kargaydi!
      Bizim bahcede de var, meclise yakiniz zaten.

      Valla Van'dan sonra sana kis gelmemis olabilir elbet. Mersin'de yasayan dayim ziyarete geldiginde, Izmir'de ceketiyle gezerdi :)
      Baharini ben de gormedim. Insallah guzeldir. Bugunki gibiyse, sevilir bu sehir.

      Sil
    3. Evet, bak orası kesinlikle doğru, kara kargamız çoktur. :)
      *
      Ben atkımı, eldivenimi, beremi neden boşuna getirdim diye hayıflandıydım. Böyle kışa can kurban.
      Sevgiler...

      Sil
  3. Ben ilk defa saksağanları Ankara'da gördüm. Ne güzel hayvanlar bunlar derken telefondaydım arkadaşımla. Tarif etsene demişti o da nasıl bir kuş bilirim belki; uzun güzel bir kuyruğu var demer demez, "ya o bizim saksağan, sen de canım, bilmiyor musun", demişti. İstanbul'da kuş konacak yer kalmamış demişti 10-15 yıl önceki hali için dedem. Hele şimdi görseydi. Ne saksağanı... Bir tek atılan yemler için yaşayan güvercinler var artık galiba...

    Yalnız, kuşlar, saksağanlar, Poe derken, ne zaman ders çalışılıyor merak ettim doğrusu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim saksağanları ilk görüşümse bir yaşıma rastlar. :) Hakkaten güzel hayvandır. Bir kere, renginden ötürü öbür kargalara göre oldukça sempatik görünür. Simetriktir ayrıca, kanatlarını açıp uçtuğunda dikkat et, görürsün. Bak burada var.
      *
      Anlattığına göre İstanbul insan yeri olmaktan çoktan çıkmış. Ben geçen yıla kadar çok farklı düşlüyordum halbuki. Bilmiyorum, İstanbul'da hiç yaşamadığım için... Fakat Ankara fena gözükmüyor. Kuşu bol. Güvercini de çok.

      Sevgiler...

      Sil
  4. SİNAN YASUK7 Nisan 2015 23:29

    dostum Kars tada saksağanlara alaca karga derler. aklında bulunsun hani ben bahsedersem ne demek isteğimi anlarsın yani. yazını çok beğendim ama kopuk bi anlatım mı olmuş ne. görüşmek umuduyla S.Y.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum Sinan Müdür, bilmez miyim. Ala karga, alaca karga Anadolu'da pek çok yerde kullanılır. Yalnız Kars'la ilgili bir durum değil yani. :)
      *
      Yazımı beğenmene sevindim, anlatımın kopuk olduğu yönündeki eleştirini değerlendirmeye alacağımdan emin olabilirsin. :)
      Selamlar...

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git